Yeni Konular
Anasayfa / Eğitim - Bilgi / Edebiyât-ı Cedîde (Nesir) –

Edebiyât-ı Cedîde (Nesir) –

0c043b723af76c658d207421e675f6ccBu yazıda Servet-i Fünun döneminde nesir türünün özellikleri belirtilmiş, bazı hikaye ve romanların genel incelemesiyle birlikte tahlil ve tenkiti yapılmıştır. (Aşk-ı Memnu, Eylül hikayeleri açıklamaları…)

 

Genel Görünüm

 

  • Edebiyat-ı Cedide sanatçıları yönetime karşıydılar. Dolayısıyla bu duygularını eserlerinde göstermek istemişlerdir.
  • Eserlerde hayal kırıklığı, üzüntü, keder, kişilerin intihara kadar varan ruh halleri anlatılır. (Bu ruh hallerinin sebebi, yönetim baskısı, yetiştikleri çevre, etkilendikleri sanatçılar olarak göze çarpar.)
  • Sanatçılar, Farsça ve Arapçadan alınan kelimelerle yeni kavramlar elde etme yoluna gitmişlerdir.
  • Aydın kesime hitap etmeleri dilde sadelikten uzak olduklarını gösterir.
  • Dine ve talihe karşı tutumları onları karamsar yapmıştır.
  • Derinleştikleri en önemli konu, estetik ve sanattır. Edebiyatta güzelliği amaçlamışlardır.
  • Anlatımla ilgili değişik yollar denenmiştir. Cümle yapısında Fransız edebiyatının etkileri görülür. Fiilimsilerle birleşik cümleler bir arada kullanılmaya çalışılmıştır.
  • Mensur şiir yazmayı denemişlerdir. Roman ve hikâyenin yanında tenkit türü de edebiyat-ı cedide döneminde gelişmiştir.
  • Bürokrasinin Ankara’ya taşınması edebiyatı da Anadolu’ya taşımıştır. Yenileşme dönemindeki sanatçılar eskiyle ilişkilerini kestikleri için alafrangalaşmışlardır.

 

Hikâye ve Roman

 

  • Bu dönemde hikâye ve roman teknik yönden gelişme gösterir. Kısa hikâye edebiyatımıza girer. Roman tekniği modern ve sağlamdır. Olayların işlenişi başarılı bir şekilde verilmiştir.
  • Dönemin gerekliliği olarak realist bir çizgi izlenir. Tip oluşturmada, tasvir ve portrelerde, güçlü bir anlatım görülür. Eserler, realist ve natüralist akımına bağlı yazılır ancak romantizme yöneliş başlar.
  • Sanatçılar, batılılaşma sürecinde kendilerine uygun gördükleri konuları romanın konusu yaparlar. Hayal kırıklıkları, üzüntü ve başarısız aşklar, hikâye ve romanın konusuna girer. Toplumsal olaylara ve milli duygulara yer vermezler.
  • Klasik olay hikâyeciliği bu dönemde en üst seviyeye ulaşır. Orta ve yüksek kesim anlatılırken olaylar kimi zaman İstanbul dışında gerçekleşir.
  • Bu dönemde kadına özel ilgi görülmeye başlanır. Ev içi romanlarında kadına ait eşyalar değişik şekilde tasvirlerle anlatılır. Sanatlı ve süslü bir üslup kullanılır.
  • Dil ve üslup kusurludur. Yeni tamlamaları yeni kavramlarla ifade etme çabası bu kusurun sebebidir. Güzellik uğruna Arapça ve Farsça tamlamalar kullanılmıştır.
  • Fransızcanın etkisiyle Türkçenin söz dizimi genişlik kazanır. Cümlelerde ögelerin yerleri değiştirilir. Bazı cümleler eksik bırakılır. İsteğe göre cümle uzatılır ya da kısaltılır.

 

 

HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

 

  • 1883’ten 1943’e kadar altmış yıl devam eden uzun yazı hayatında Halid Ziya, nesrin hemen her alanında çok sayıda eser vermiş büyük bir yazı ustasıdır. Onun öne çıkan yanı hikâye ve romancılığıdır. Mehmet Rauf ile birlikte Servet-i Fünûn dönemi roman ve hikâyesini tek başlarına temsil ederler.
  • Yazılarında daha ziyade Mehmed Halid ve Halid isimlerini kullanmıştır.
  • Halid Ziya’nın eserlerini iki çerçevede, acemilik ve ustalık yıllarında oluşturduğu yapıtlar, şeklinde incelemek mümkündür.
  • Acemilik yıllarında oluşturduğu eserleri Sefile, Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı; ustalık yıllarındaki eserleri ise Nesl-i Âhir, Kırık Hayatlar, Aşk-ı Memnu ve Mai ve Siyah’tır.
  • Bu bölümde H. Ziya’nın ustalık yıllarında oluşturduğu eserler incelenecektir.

 

Mai ve Siyah

 

  • Bu roman Halid Ziya’nın Servet-i Fünûn döneminde yazdığı ilk romanıdır.
  • Romanın başkahramanı Ahmet Cemil’dir. Eserde geniş bir sosyal çevrede çok canlı bir kişilik olarak çizilen Ahmet Cemil’in sanat ve aşk hülyaları ile hayatın acı gerçekleri karşısında yaşadığı büyük hayal kırıklığı anlatılır.
  • Aslında Ahmet Cemil Servet-i Fünûn neslinin sembolüdür. Modern okullarda Batı kültürüyle yetişmiş, hayata Batılı değerler açısından bakan yazarları ve onları benimseyen gençlerin bakış tarzını bu eserde görmek mümkündür. (Bu bakımdan Mai ve Siyah’ı edebiyatımızın ilk nesil romanı olarak değerlendirilebilir.)
  • Mai ve Siyah bir hayal kırıklığının romanıdır. Bu iki kelime romanın temelindeki çatışmayı ve temasını ifade eder. (Ahmet Cemil’in yazacağı eserin özü de bu ifade üzerinedir.)
  • Mai hayali, siyah gerçeği temsil eder. Roman boyunca hayaller gerçeklerle çarpışır, sonunda gerçek üstün gelir. (Eserin mai bir geceyle başlayıp siyah bir geceyle bitmesi bu bakımdan sembolik bir anlam taşır.)
  • Romanın en önemli yanı Servet-i Fünûn’un asıl teması olan ‘’hayal-hakîkat’’ çatışmasını başarılı bir şekilde vermiş olmasıdır.

 

Romanın İçeriği Hakkında

 

  • Ahmet Cemil Mekteb-i Mülkiye’de okumaktadır. Son sınıfa geçeceği sıralarda babası ölür, ailesini geçindirme görevi ona düşer. Bir yandan macera romanları çevirir bir yandan da geceleri özel dersler verir.
  • Roman, Ahmet Cemil’in hayallerinin anlatıldığı Tepebaşı mahallesinde bir bahçedeki ziyafet sahnesinin tasviriyle başlar. Ahmet Cemil’i tek tutkusu öteden beri hayal ettiği büyük eserini yazabilmektir.
  • A. Cemil, eserini bastırınca büyük bir ün ve servet sahibi olacağını hayal eder. Böyle olunca da zengin biri olan Hüseyin Nazmi’nin henüz çarşafa yeni giren kız kardeşiyle evlenebileceğini düşünür. (A. Cemil, kendisinden yaşça küçük olan Lamia’yı içten içe sevmekte ve bunu kendinden başkası bilmemektedir.)
  • A. Cemil, Mir’at-ı Şuûn gazetesindeki yazılarıyla zamanla önemli bir yazar haline gelir. Burada kız kardeşi İkbal’i matbaa müdürünün oğlu Vehbi’yle evlendirir. (Bu olay A. Cemil’in talihini mutluluktan felakete çeviren bir dönüm noktası olur.)
  • A. Cemil’in hayatı peş peşe gelen darbelerle sarsılmaya başlar. Eniştesi İkbal’e çok kötü davranır. İkbal çocuğunu düşürür ve tekmeyle dövüldüğünden ölür. Matbaaya alınan makinelerin borcu yüzünden A. Cemil evini satar. Lamia bir subayla nişanlanır.
  • Hayallerine birer birer veda eden A. Cemil, kendisine büyük bir ün kazandıracağını düşündüğü eserini yakar. Yemen’de başlayan hayaller İstanbul’un gecesinde son bulur.

 

Romandaki Kişiler

 

  • Ahmet Cemil: Romanın başkahramanıdır. Huzurlu, mesut ve kendi kendisine yeten mütevazı bir ailenin çocuğudur. Kırılgan bir kişiliğe sahip, romantik bir şairdir. En büyük hayali tanınmış bir edebiyatçı olmaktır. A. Cemil, hayalperestliği, kırılgan kişiliği, çekingenliği, karamsar ve pasifliği ile Servet-i Fünûn neslinin tipik bir örneğidir. Bir engelle karşılaştığında mücadele etmeyi sevmez. Odasına kapanıp yalnız kalmayı, düşünmeyi, hayaller kurmayı, ağlamayı tercih eder.
  • İkbal: Ahmet Cemil’in kız kardeşidir. Vehbi Efendi ile evlidir. Eşine bağlı biridir. Evliliğine sadakat göstermesine rağmen eşi ona ilgisizdir. Kocasından sevgi, saygı, incelik beklerken tam tersine aşağılayıcı, kaba, kırıcı davranışlar görür. Vehbi Efendi sudan sebeplerle karısını azarlar. Bazı kereler eve gelmez, başka kadınlarla birlikte olur. İkbal tüm bu rezilliklere rağmen ağzını açıp tek bir kelime edemez. Yaşadıklarını içine atar, hayat küser. Bir tartışma sonrasında kocasından yediği bir tekme yüzünden çocuğunu düşürür ve ölür.
  • Vehbi Efendi: 25 – 30 yaşlarında, zengin sayılabilecek bir ailenin çocuğudur. Son derece küstah, sorumsuz, ahlaki açıdan sorunlu bir tiptir. Kaba davranışlarıyla eşi İkbal’e hayatı zindan eder. Sürekli içer, karısını başka kadınlarla aldatır. Evin hizmetçisi Seher’e sarkıntılık eder. Acımasız, ahlaksız, kişiliksiz biridir.
  • Hüseyin Nazmi: Ahmet Cemil’in en yakın arkadaşıdır. Varlıklı bir ailenin çocuğudur. Yardımsever ve alçakgönüllüdür. Gencine-i Edeb dergisinde yazılarını yazar. Sosyal baskılardan kurtulmak için Avrupa’ya kaçmak ister. Erenköy’de kız kardeşi Lamia ile birlikte otururlar.
  • Lamia: 14 – 15 yaşlarında genç bir kızdır. Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşidir. Piyano çalar, kültürlü ve güzeldir. A. Cemil tarafından platonik bir aşkla sevilir. Lamia’nın A. Cemil’e karşı ilgisinin olup olmadığı eser boyunca belli değildir.
  • Raci: Yoksul bir ailenin çocuğudur. Ahmet Cemil’i şiddetle kıskanır, onu karalamak için elinden geleni ardına koymaz. Karısı ve çocuğuyla hiç ilgilenmez. Kazandığı üç kuruş parayı da bir Alman karısına yedirir. Çoğu gece evine uğramaz. Sürekli sarhoş gezinir.
  • Ali Şekip: Mirat-ı Şuûn gazetesinin en bilgili yazarıdır. Çok fazla kitap okuduğundan her konuda bilgi sahibidir. Böyle olmasına rağmen son derece mütevazı bir insandır. En iyi bildiği konularda dahi, konuşup bilgiçlik taslamak yerine susmayı tercih eder. Vehbi Efendi, babasının felç geçirmesinden sonra matbaanın yönetimini eline alır. İlk icraatı da Ali Şekip’i işten kovmak olur. Ali Şekip, kağıt dükkanı açar ve esnaflığa başlar.

 

Romana Eleştirel Bir Bakış

 

  • Romanda betimlemeler sanatlı ve süslü verilmiştir. (Bunlar, kahramanların ruh durumlarını vermek için yapılmıştır.)
  • Ana kahramanlar özel tasvirlerle anlatılmaya çalışılmıştır. (Özellikle A. Cemil’in kişiliği anlatılmaya çalışılmıştır. Yani betimlemelerde bir seçim yapılmıştır.)
  • Tasvirler romanın akışını durdurur. (Bunun nedeni tasvirlerin özenli yapılmamış olmasıdır. Eğer tasvirler romanın akışına bağlı yapılsaydı belki eser daha sürükleyici olurdu. Bu durum doğal akışı engelliyor denebilir.)
  • Mâziye dönüş anlatımları da yine romanın akışını bozmaktadır. (Örneğin roman Tepebaşı gazinosunun tasviriyle başlar, biraz sonra A. Cemil’in çocukluğuna döner. Böyle örnekler olabilir ancak bu bağlamın iyi ayarlanması gerekir. Tasvirler kısa ve dikkat çekici olmalıdır.)
  • Eser realist bir eserdir. Yer yer natüralizme uzanır ancak olayın kahramanı A. Cemil, romantik biri olarak anlatılmıştır. (Kahraman romantik olduğu gibi, onun anlatımında da romantizmin izleri görülür. Yani eserin bütünüyle ana kahramanın kişisel özellikleri arasında tutarsızlık görülür.) (Realist romanlarda tarafsızlık olur ancak bu romanda yazar açıkça taraf tutmakta, A. Cemil’e geniş yer vermektedir.)
  • Olaylar hacim yönünden normaldir diyebiliriz. Olaylar baş döndürücü bir hızla gelişmez ama romandaki hareket zaman zaman kesintiye uğrar.
  • Eserde çokça konuşmayı da göremeyiz. (Aradaki konuşmalar da tirat havasında geçtiği için Mai ve Siyah’ın üslûbu ağırdır diyebilir.)
  • Romandaki çevre dar bir çevredir. (Olayların geneli Babıâli ve Süleymâniye çevresinde geçer. Romanda çevre dar olduğu için manzara tasvirleri gerçeğe uygundur. Dar bir çevrenin tasviri daha kolaydır.)
  • Olaylar ve kişiler seçkindir. Olaylar orta kesime değil daha çok alt ve üst tabakaya hitap eder. A. Cemil’in yaşamından bazı kesitler verilir.
  • Romanın çarpıcı yönü hayal ile gerçeğin çatışmasıdır.
  • Sonuç olarak Mai ve Siyah, üslubuyla, gerçeğe uygun tasvirleriyle, kahramanların ruhsal betimlemeleriyle, Ahmet Cemil’in aşırı duyarlılığı ve hazin sonuyla, yazarın sözcük seçimindeki titizliğiyle etkili olmuştur denebilir.

 

Mai ve Siyah’ın Üslûbu

 

  • Halid Ziya, romanın başkahramanı Ahmet Cemil’in derin duygularını basmakalıp bir şekilde ifade etmek istemez. (A. Cemil, şair biri olduğundan böyle bir durumla karşılaşırız.) Ancak mevcut dilde bu duyguları derinlemesine anlatacak bir üslup tam anlamıyla oluşmamıştır.
  • Servet-i Fünûncuların Hâmid’den ayrıldığı bölüm, duygu ve düşüncenin yanında dil ve üsluba da önem vermeleri olmuştur. S. Fünûn sanatçıları duygu aşamasında kalmayıp dil ve üslup özelliklerini geliştirmişlerdir.
  • A. Cemil’in hareketlerinin çıkış aşamasını duygu, daha derinde ise ruh oluşturur. ‘‘Dil ancak ruhu yahut insanı ifade ettiğinde sanat olabilir.’’
  • Üslup, yazarların kullandığı söz sanatlarından ibaret değildir. Benzetme, mecaz, kinaye, istiare vs. bunlar tek başlarına anlam taşımazlar. Üslup, içerik ile dil arasındaki ilişkidir. Önemli olan üslup ile duyuş tarzı arasındaki ilgiyi bulabilmektir.
  • Mai ve Siyah’ın baş motifi ‘‘şiir’’ dir. Ana kahramanın şair oluşu H. Ziya’nın üslûbunun da şairâne olmasını meşrû kılar. (Yani diyebiliriz ki H. Ziya, üslubuna A. Cemil’in üslubunu katabilmiştir.)
  • Servet-i Fünûncular yazı hayatına atıldığında (1896’dan önce) Türk nesrinde hatta şiirinde sade ve basit Türkçe, çıplak bir üslup hâkimdi. (Üstat olarak tanınan A. Mithat ile M. Naci’nin bu üslup anlayışı okuyucuyu tatmin etmiyordu.)

 

  • Tarz ve üslup, H. Ziya’nın edebi eserlerinde önem verdiği iki unsurdur. H. Ziya edebiyatta üslubun önemini batılı eserleri tercüme ederken anlamıştır. (O yıllarda tercüme anlayışı iki şekildeydi. I- Ahmet Mithat tarzı tercüme, II- Metnin aslına sadık kalınarak yapılan tercüme. Romanda II. yöntem görülmektedir. )
  • H. Ziya’ya göre nesir de şiir gibi bir sanattır. Nesrin de kendine özgü bir tekniği vardır. (Bu açıdan bakıldığında Mai ve Siyah’ın üslubunu nazma yaklaştıran sebebin A. Cemil’in şair oluşunu görürüz.)
  • H. Ziya ve S. Fünûn romancıları, ayrıntılı tasvir, ayrıntılı betimleme ve tahlil yöntemlerini batılı romancılardan öğrenmişlerdir. (İçinde bulunulan toplumun da bu yöntemin benimsenmesinde rolü vardır.)
  • S. Fünûn dönemi aydınları seyrederler, üzülürler ve hayal kurarlar. Eylem adamı değillerdir. Devrin hâkim özelliği can sıkıntısıdır. Zamanın adeta durduğu böyle bir anda en küçük ayrıntıya bile büyük önem verilir. Yazar bu ayrıntıyı döne döne, tekrar tekrar verir.
  • H. Ziya’nın en çok sevdiği ve çok kullandığı kelimeler zarif ve mini minidir. Onun romanlarında jestler, mimikler ve nesneler hemen göze çarpar.
  • H. Ziya’nın üslup anlayışını şu cümleyle özetlemek mümkündür: ‘‘Bir yazıda üslup aramak için her şeyden önce dilin açık ve anlaşılabilir olması gerekir.’’

 

Romanın, Servet-i Fünûn Dönemi Genel Anlayışı İçerisindeki Yeri

 

  • Servet-i Fünûn romanı 1890’lara kadar daha çok A. Mithat ve Namık Kemal’in etkisi altındaydı. (1890’dan sonra da batılı sanatçıların, Flaubert, Stendhal, gibi isimlerin etkisinde gelişmiştir.)
  • A. Mithat hikâye ve romanlarında, halkı eğitmeyi ve öğretmeyi çabalamış, kullandığı dil ve üslupla da halkın anlayabileceği eserler vermiştir.
  • Namık Kemal’in dili ve üslubu sanatlıdır. Hikâye ve romanlarında dönemin ailelerinin yaşayış tarzları ayrıntılı bir biçimde verilmiştir.
  • Bu bilgiler ışığında düşünürsek Mai ve Siyah, gerek dil ve üslup yönünden gerekse olayların gelişmesi yönünden olsun A. Mithat tarzı hikâye ve roman türünde değerlendirilmelidir.

 

AŞK-I MEMNU (Genel Bakış)

 

  • Dil ve üslup yönünden H. Ziya’nın romanlarının ilk sırasında yer alır. (Üslup bakımından Mai ve Siyah’ın da üstüne çıkmış, mükemmele ulaşmıştır.)
  • Eleştirmenler H. Ziya’nın en iyi eserinin bu olduğu konusunda hem fikirdir. Ancak ilginç olan bu romanın tezinin olup olmadığının belirsizliğidir.(Romanın tezi tam olarak belli olmasa da romandaki tema ‘‘Bihter’in Yasak Aşkı’’ dır diyenler çoğunluktadır.)
  • Sâmi Akalın’a göre Aşk-ı Memnu, ‘‘Ölçüsüz ve maddeye dayanan bir evlenmenin doğurduğu, gerek sosyal gelenekler gerekse kanun açısından gelişmesi yasak olan bir aşkın hikâyesidir. Bu yasaklığın, ölçüsüzlüğün nedeni yaş farkıdır.’’
  • Cemil Yener’e, ‘‘Servet, genç bir kadına aşk ihtiyacını unutturamaz. Kendinden çok küçük yaştaki bir kızla evlenen erkek aldatılmayı göze almalıdır.’’ Der.
  • Olcay Önertoy, evlenen kadınla erkek arasındaki bazı ayrılıkların, evlilik hayatında meydana getirebileceği sıkıntıları üzerinde konuşmuş, tanzimat romanında da anlatıldığını gördüğümüz batılılaşma anlayışındaki değişiklikleri belirtmiştir.
  • Her üç görüşte de Adnan Bey ve Bihter’e değinmeler vardır. Aşk-ı Memnu hakkında görüş bildirenler ya ahlaksal bildiriler verilmek istenmiştir, ya da İstanbul’daki Türk kültürünü yansıtan bir fikir verilmek istenmiştir derler.

 

  • Romanda konu bireye ve bireyin iç dünyasına yöneliktir. H. Ziya bir evliliğin belli koşullar altında nasıl işlediğini, belli kişiler çevresinde nasıl geliştiğini anlamaya ve anlatmaya çalışır.
  • Romanda anlatılanlar, o dönemin yaşantılarını genelleyebileceğimiz tarzda değildir. Bu bakımdan romanı batılılaşmayla ilgili sorunların anlatılması şeklinde yorumlamak, romanın dilini ve üslubunu, kişi ve mekân tasvirlerindeki başarıyı göz ardı etmek demektir.

 

 

Romana Eleştirel Bir Bakış

 

  • Romanda olayların gelişimi karakterlerin kişiliklerine bağlı olmalıydı. (Bu konuyu H. Ziya başarıyla uygulamıştır. Ne romanın başındaki Behlül aynı Behlül ne de romanın sonundaki Bihter aynı Bihter’dir.)
  • Eser realist bir eserdir. H. Ziya gözlemden yararlanır, tarafsızlık ve gerçekçilik ilkesiyle hareket eder. Kişileri yargılamaktan kaçınır. Romandan nasıl bir sonuç çıkarılması gerektiğini açıklamaz. (Belki de bu nedenden dolayı romanın ana fikri konusunda ihtilaflara düşülür.)
  • Romanın olay örgüsü iki ayrı çizgide gelişiyor diyebiliriz. Olaylar başta Bihter’in yalıya gelip yasak aşka başlamasından alınır, Nihal’in yalnızlaşmasına, romanın sonuna doğru gider.
  • H. Ziya bu eserinde yeni bir yöntemle karşımıza çıkar. Bir kişinin zamanla kişiliğindeki değişim anlatılır. (Bu yöntem H. Ziya’dan önceki yazarlarda karşımıza çıkmaz.)
  • H. Ziya neden sonuç ilişkisine göre kişilerin tasvirini yapar ve romandaki kişileri psikolojik açıdan inceler. (Bihter’i, ahlâksızlıklarına rağmen ahlâksız biri olarak değil de trajik bir karakter olarak anlatır.)
  • Aşk-ı Memnu sadece H. Ziya’nın değil, Türk romanının başarılı örneklerindendir. Bu başarıyı yazarın sadece dil ve üslup özelliklerinde değil, eserin iç hareketlerinde de aramak gerekir.
  • Romandaki kişiler toplumdan soyutlanır. (Ancak bu durum sakıncalıdır. Çünkü bu kişiler geneli değil özeli yansıtır. Oysa H. Ziya, kişileri genel insan tabiatına uygun çizme kaygısındadır. Bu, kişileri evrensel özellikli kılacaktır.)
  • Aşk-ı Memnu’daki insanlar toplumdan uzak, özel bir yalıda tek başlarına yaşarlar. Kişilerin başlarına gelen olaylar o yılların toplumsal gerçekliğinden uzaktır.

 

KIRIK HAYATLAR

 

  • Halid Ziya’nın üçüncü romanıdır. Bazı bakımlardan diğer romanlardan farklıdır. (Yazar burada Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu’nun bazen gereğinden fazla süslemeye boğulmuş üslubundan vazgeçerek sade bir anlatıma ve toplum hayatının gerçeklerine dönmek ister. )
  • Gerçekten de biz Kırık Hayatlar’ da toplum hayatımıza ait çeşitli sahnelerle karşılaşırız. (Bu eserde yazar ev içinden, konak ya da yalıdan dışarıya açılarak, roman kahramanı Ömer Behiç’in gözünden çeşitli ailelerin dramını sade bir anlatımla ve objektif bir anlatımla gözler önüne serer. Ancak romanda görülen sahneler daha çok ahlaki çürümeyi anlatan sahnelerdir.(Biz bu sosyal çürümenin örneklerini Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore romanlarında daha keskin bir şekilde görürüz.))

 

NESL-İ AHİR

 

  • Halid Ziya’nın siyasi bir önem taşıyan bu romanı, bir gazetede tefrika edilmiş ancak ölümünden sonra sadeleştirilerek kitaplaştırılmıştır. Eserde ‘‘baskıcı yönetime karşı ruhunda isyan taşıyan genç bir nesil’’ anlatılmaktadır. (Ancak bu roman gittikçe karışan siyasi ortamda kaleme alınmasından, aslından uzaklaşarak dağınık bir hal almıştır.)
  • Bu romanda sosyal içerik siyasi bir nitelik kazanır. Başka bir deyişle bize II. Meşrutiyet öncesindeki İstibdat İstanbul’unun sosyal ve siyasi manzarasını verir. (Bu özelliğiyle bu esere devrin romanı denebilir.)
  • Yazar bu devri çeşitli yönleriyle vermek için kişi kadrosunu çok geniş tutmuştur. Bu kişiler, bir açıdan Halid Ziya’yı temsil eden orta yaşlı, kültürlü, kibar bir kişilik olan Süleyman Nüzhet’in bakış açısından tanıtılır.
  • Kişilerin hikâyeleri verilirken herkesi dehşete düşüren hafiye teşkilatı, devletin çürümüşlüğü, memurların ahlaksızlığı gibi konulara özellikle dikkat çekilir.

 

 

H. ZİYA’ NIN ROMANLARININ GENEL GÖRÜNÜMÜ

 

  • İzmir’de yazdığı (acemilik yıllarındaki eserleri) ilk dört romanda daha çok kişilerin iç dünyalarını kaleme alırken. İstanbul’da yazdığı (ustalık yıllarındaki eserleri) eserlerinde daha çok toplumsal konulara değinmiştir.
  • H. Ziya’nın kahramanları genellikle varlıklı, kültürlü, ince, zarif batılı değerle inanan ancak hayat karşısında pasif kişilerdir.
  • Romanlarda kişilerle fiziki çevre arasında sıkı bir ilişki kurulmuştur. Olay örgüsü ve diyalogdan çok bu unsurlar ön plana çıkarılmıştır.
  • Üslup, devrine göre yüksek bir kültür ve sanat anlayışına sahip roman kahramanlarının kişiliklerine uygun düşen şiirli ve sanatkârane bir tasvir ve tahlil üslubudur. Bu anlatım tarzı büyük ölçüde resim ve müzik sanatlarından beslenir.
  • Tüm bunlar etrafında diyebiliriz ki H. Ziya, basit ve kaba romancılığa son vermiş, kahramanların duygularını sanatkârane bir üslupla tahlil ederek Türk romanını gerçek anlamda Batılı romana yaklaştırmıştır.

 

H. ZİYA’ NIN HİKÂYELERİNDEKİ KONULAR

 

  • H. Ziya’nın hikâyeleri konu bakımından beş grupta toplanabilir. Bunlar:
    1. Aile Hikâyeleri
    2. Aşk Hikâyeleri
    3. Fakir ve Mahrum İnsanların Hikâyeleri
    4. Hayvan Sevgisini Anlatan Hikâyeleri
    5. Töre Hikâyeleri
  • Yine de bu sınıflama içine girmeyen birkaç hikâye ile iki sınıf arasında bir yerde bulunan hikâyeler de vardır.

 

AİLE HİKÂYELERİ

 

  • H. Ziya’nın hikâyelerinin genel konusunu aile oluşturur.
  • Genellikle karı koca ilişkilerini ve özellikle haksızlığa uğramış kadınların ruh halini veren eserlerdir. (Yırtık Mendil, Daire-i İstintak, Solgun Demet, İkinci Nikâh)
  • Hikâyelerde bazen de kocasını kaybettikten sonra kocasının bütün yükünü üstlenmek zorunda kalmış kadınların hayatı vardır. (Beyaz Şemsiye, Ölümünden Sonra, Raife Molla)
  • Çocuk sevgisi de H. Ziya’nın romanlarında en az kadın hukuku ölçüsünde önemlidir. Özellikle çocuksuz veya çocuğunu kaybetmiş ailelerin çektiği acılar, babanın ve annenin hüzünlü halleri onun en çok sevdiği konular arasındadır. (Kırık Oyuncak, Son Çocuklar, Küçük Bir Levha, Son Levha, İlk Hatıra)
  • Bazı hikâyelerinde ise karısı karşısında acze düşen kocalar ve maddi sıkıntı içinde kıvranan babalar anlatılır. (Veznedar Muavini, Eski ve Yeni, Kırk Para)

 

 

AŞK HİKÂYELERİ

 

  • Bu hikâyelerde ya çok duyarlı ve hayalperest bir yapıya sahip kişilerin aşkları ya da fiziki rahatsızlık veya eksikliği bulunan insanların hayal kırıklığıyla biten aşkları anlatılır. (Çetin Sevda, Ruznameden Müfrez, Yelpaze Altında, Aşka Dair)
  • Aşk hikâyelerinin bazılarında köylerde ve taşrada yaşayan gençlerin aşkları vardır. (Ali’nin Arabası, Alık Abdül, Bir Mesele-i Adliye, Keklik İsmail, Deli Fato, Kırda Aşk)

 

FAKİR VE MAHRUM İNSANLARIN HİKÂYELERİ

 

  • Daha çok çocukların ve genç kızların anlatıldığı hikâyelerdir. Bu hikâyeler okuyucuda kuvvetli bir acıma duygusu uyandırır. (Hayât-ı Şikeste, Sadaka-i Giran, Küçük Kambur, Kocabaş)
  • Bunların arasında bazıları yetişkin insanların mahrumiyetini anlatır. (Ömr-i Tehi, Köy Hatırası, Mösyö Kanguru)
  • Bu hikâyelerin temasını ‘‘hayatın acımasızlığı’’ anlayışı oluşturur. Bu görüş zaten Servet-i Fünûn sanatçılarının genel yaklaşımında karşımıza çıkar.

 

HAYVAN SEVGİSİNİ ANLATAN HİKÂYELERİ

 

  • Bu hikâyeleri aslında birer kaçış hikâyesi gibi görmek mümkündür. Hayatın acı gerçeklerinden kaçan yazar, zaman zaman saf ve masum güzellikler gösteren hayvanlara yönelir. (Eski Bir Refik, Zerrin’in Hikâyesi, Çolak Mesut, Jack’in Borçları, Ekmekçinin Beygiri)

 

TÖRE HİKÂYLERİ

 

  • Diğer hikâyelerden tamamen farklı bir havada, oldukça iyimser bir tavırla kaleme alınan eserlerdir. Bu eserlerin çoğu İzmir hayatına aittir. (Döner Namaz, Dişlek Zehra, Raziye Kadın)

 

HİKÂYELERİNDE ÜSLUP ve DİĞER ÖZELLİKLER

 

  • H. Ziya ayrıntılı tasvir ve tahlillere ağırlık veren sanatkârane bir üslup kullanır.
  • Bu üslup bazen mensur şiire yaklaşarak şiirsel bir hal alır.
  • Hikâyelerinde olay ve kişiler realist ve objektif bir anlatımla okuyucuya sunulur.
  • Üçüncü şahısla anlatım yolunu tercih ettiği hikâyelerinin sayısı oldukça fazladır.
  • II. Meşrutiyet döneminde yazdığı hikâyeler öncekilere göre daha hareketli bir olay örgüsüne ve sade bir dile sahiptir.
  • Sami Paşazade Sezai’nin Küçük Şeyler adlı eserinin de tesiriyle H. Ziya edebiyatımızda küçük hikâye geleneğini kurmuş bir isimdir.

 

 

MEHMET RAUF

 

  • Yazı hayatının bazı dönemlerinde Rauf Vicdanî, Besim Rauf, Cemil, Jüpon gibi takma adlar kullanmıştır.
  • İlk Denemesi uzun bir hikâye türünde olan ‘‘Denâet Yahut Gaskonya Korsanları’’ adlı eseridir. Bu eser yayınlanmamıştır.
  • Okuduğu ilk batılı romancılar Fransız realist ve natüralistlerdir.
  • Yayınlanan ilk yazısı Düşmüş adlı bir hikâyedir. (Hizmet Gazetesinde yayınlanmıştır.)
  • Hikâyelerindeki konu genel olarak karşılık bulunamayan aşklar, güzellik tutkusu, hastalık, intiharve aşırı duygusallıktır.
  • Servet-i Fünûn’da yayınlanan ilk yazısı, ‘‘Çayırdan Sonra’’ adlı bir hikâyedir.
  • Servet-i Fünûn’da tefrika edilen ilk romanı, Ferdâ-yı Garâm’ dır.
  • Geçim kaygısıyla kaleme aldığı ‘‘Bir Zambak’ın Hikâyesi’’ adlı romanın ahlak dışı bulunarak toplatılması kendisinin hapsedilmesi ve askerlikten uzaklaştırılması Rauf’un itibar kaybetmesine yol açmıştır.

 

Üslubunun ve Sanatının Bazı Özellikleri

 

  • Rauf’un rehberi ve üstadı Halid Ziya’dır.
  • Kuvvetli üslubu ve üstün sanat gücü ile döneminin ikinci önemli sanatçısı olmuştur.
  • Servet-i Fünûn romanını psikolojik açıdan zenginleştirmiş, teknik ve konu açısından da geliştirmiştir.
  • Bizde Roman makalesinde;
  • ‘‘Romanların aşktan ziyade tabiatı ve yaşadığımız hayatın çeşitli olaylarını anlatması gerektiğini savunur.’’
  • ‘‘Romancılar aşk, şiir ve musikiyi bir kenara bırakmalı ve şahıslar tanıdığımız, etrafımızda yaşayan adamlara benzemeli ve olaylar etrafımızda olup bitenlerden ibaret olmalı.’’
  • ‘‘Milli hayatı ve tabiatı yansıtmayan, ahlak, örf ve adetleri, dikkate almayan romanlar yazılmamalıdır.’’
  • ‘‘Sanat, sanat içindir anlayışı terk edilmelidir.’’
  • Hikâyelerinin temasını genelde aşk oluşturur. Olaylar insanların iç dünyası, psikolojik hayatları üzerinden şekillenmektedir. Arzu ve istekler, şüphe ve gurur, hayal kırıklıkları ve ümitsizliklerişlediği diğer konulardır.
  • Musiki, bütün romanlarında ağırlıklı olarak yer verdiği bir konudur.
  • Rauf’un aşk anlayışını şöyle dile getirir: ‘‘Evet biraz da aşktan, daha doğrusu yine aşktan bahsedelim. Çünkü ondan başka yaptığımız bir şey yok.’’ Aşkta temellük fikrine inanır. İster ki sevdiği kadın bir ömür onun olsun.
  • Eserleri genel olarak psikolojik tarzda olduğundan şahıs kadrosu dardır.

 

 

Romancılığı

 

  • Rauf daha ziyade romancı kimliği ve özellikle de Eylül yazarı olarak tanınmıştır.
  • Eylül’den sonra yazdığı romanlar daha çok basit birer macera romanı özelliği taşır.
  • Romanlarındaki dil ve üslup diğer yazarlara göre daha sade, daha düzgün ve daha sağlamdır.
  • Romanları sırasıyla şunlardır: Garâm-ı Şebab, Ferdâ-yı Garam, Eylül, Serab, Bir Zambak’ın Hikâyesi,Genç Kız Kalbi, Menekşe, Karanfil ve Yasemin, Böğürtlen

 

GARAM-I ŞEBAB

 

  • Beş bölüm haline kaleme alınmış uzun bir hikâyedir.
  • Rauf’un ilk roman denemesidir.
  • Âşıkâne adlı bir hikâye kitabı içinde yayınlanmıştır.
  • Olaylar birinci şahıs konumunda olan Memduh Bey’in ağzından anlatılır.
  • Eserde psikolojik bir derinlik yoktur. Şahıs kadrosu bir iki kişi geçmez.
  • Romanın özelliği, tefrika olunduğu tarihte henüz teşekkül etmemiş olan Servet-i Fünûn topluluğunun sanat anlayışından bazı izler taşıyor olmasıdır.

 

FERDA-YI GARAM

 

  • Büyük hikâye tarzındaki ilk denemesidir.
  • Bir aşk romanıdır. Aile içinde yaşanan bir aşkın hikâyesidir.
  • Romandaki ana kahramanlar, Sermet’le Macit, kültürlü, modayı takip eden, son derece duygusal kimselerdir. Aşk düşkünüdürler.
  • Romanda bazı sosyal meselelere de temas edilir. Mesela kadın-erkek eşitliği, görücü usulü ile evlenme gibi konulara değinilir.
  • Romanın olay örgüsü son derece basittir. Şahıs kadrosu da dardır. Olaylar birbirinden rakamla ayrılan 43 bölümde gelişir.

 

EYLÜL

 

  • Kuvvetli tasvirleri, canlı ve sürükleyici üslubu ile üstün bir edebî eserdir.
  • Servet-i Fünûn döneminin en temiz, en duygusal aşk romanlarından birisidir.
  • Suat, Necip ve Süreyya romanın başlıca şahsiyetleridir. Birinci şahıs kadrosu durumunda olan Suat, sahip olduğu sosyal ve psikolojik özellikleriyle edebiyatımızın en tanınmış kadın tiplerindendir.
  • Bilgili ve kültürlü bir kadındır. Boş zamanlarını şiir, roman ve hikâye okuyarak geçirir. Romantizmin en içli eserlerini okur. Genç ve güzeldir. Çektiği bütün elem ve acılara rağmen dudaklarından gülümseme hiç eksik olmaz. Hoşgörülü ve iyi niyetli olmak onun iki önemli vasfıdır.
  • : Otuz yaşlarında, yakışıklı, kibar, zarif ve romantik mizaçlı biridir. Kişilik özellikleri itibariyle Servet-i Fünûn’un temsilcisi olarak sayılabilir.
  • Suat’a âşıktır ve iyi bir insandır. Fakat bazı tutkuları vardır. Suat’ın tam tersi bir zevk anlayışına sahiptir. Musikiden hiç hoşlanmaz. Piyano sesini insanı rahatsız eden bir gürültü olarak niteler.

 

 

Eylül’e Genel Bir Değerlendirme

  • Servet-i Fünûn edebiyatında görülen ‘’hayattan şikâyet’’ Eylül’de de karşımıza çıkar. Fakat bu, psikolojik sebeplere bağlanmıştır.
  • Romanda hareket son derece azdır, zaman reeldir ve olaylar dört mevsim içinde gerçekleşir.
  • Hareket az olduğu için tasvir ve tahlile ağırlık verilmiş, fiilden çok sıfat kullanılmıştır.
  • Eylül’de tabiata geniş yer verilmiştir. Deniz ve Boğaziçi gerçek ve güzel bir şekilde tasvir edilir. Tabiat ile insan içi içedir.
  • Rauf bu eserde uzun ve birleşik cümleler kullanmayı tercih etmiştir.
  •  ‘‘Görmek’’ romanın önemli bir noktasıdır. Eser realist bir tarzda ele alındığından bu unsur önemlidir.
  • Şüphesiz Eylül’ün en önemli yanı, şahısların ruh hallerinin ayrıntılı bir biçimde tasvir edilmesi sebebiyle, edebiyatımızın ilk ve en önemli romanı olmasıdır.

 

Bizde Roman Makalesiyle Eylül Romanının Mukayesesi

  • Rauf’un ‘’Bizde Roman’’ makalesinde ileri sürdüğü görüşler şöyle özetlenebilir:
    1. Roman hayatın kendisidir. Fakat hayat, yalnızca aşk, şiir ve musiki değildir. Roman, insanı konu almalıdır.
    2. Milli hayat, ahlak, tabiat gelenek ve inançlar romanda göz önünde bulundurulmalıdır.
    3. Bizde roman yazanlar hayal ve tasvirle uğraşmışlar, üsluba gereken önemi vermemişlerdir.
    4. Avrupa’da roman fenni bir hal almıştır. Romanın amacı insanların daha rahat bir hayat yaşamasına yardımcı olmaktır.
  • Eylül romanında ise;
    1. Olaylar tüm insanlığı ilgilendiren türden değildir. Vaka, üç kişi arasında geçer. Geniş bir çerçeveden baksak bile ancak 7-8 kişilik bir aile topluluğu ile karşılaşırız.
    2. Milli ahlak, gelenekler ve inançlar bu düşünceye göre ele alınmamış, tam aksine milli ahlaka aykırı olan ‘’yasak aşk’’ anlayışla karşılanmıştır.
    3. İnsanlığa daha rahat bir gelecek sağlama endişesi de yoktur. Aksine kahramanlar aylarca süren buhranlı bir hayattan sonra okuyucuya intihar şüphesi veren bir ölüme mahkûm olurlar.
    4. Bütün bunlara rağmen Rauf, roman hakkındaki görüşüyle Eylül romanında bir şeyi birleştirmiştir ki bu, romanın dikkatli bir gözleme dayandığı düşüncesidir.

Hakkında admin

Buna Baktın mı?

Estonya İnternet Çağı ve Gelişimi

Daha çok geçmişiyle tarihiyle savaşta barışta Estonya’ yı değil de 2000 yılında attıkları en radikal …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.