Yeni Konular
Anasayfa / Eğitim - Bilgi / Geçmişten Günümüze Siyasal Akımlar

Geçmişten Günümüze Siyasal Akımlar

1325a6c3a90d2293f99cf6f27e206897Modern dünyanın getirmiş olduğu ideolojiler modern dünyayı anlamamız için gerekli olan kodlardır. Her biri farklı ideologlar tarafından farklı kültürlere ait olan ideolojiler her ne kadar birbirlerinden farklıymış gibi görünse de birbirleriyle oldukça ilişkilidir.

Özellikle feodal dönemden sonra gelişmeye başlayan siyasal sistemler ideolojilerin oluşmasını sağlarken ideolojiler de siyasal sistemleri etkilemiştir. Karşılıklı etkileşimden ve farklı kültürlerden dolayı bir ideoloji çok farklı şekillerde yorumlanabilmektedir.

18.yy’dan 2.Dünya Savaşı’na kadar süren İngiliz Hegemonya’sı, Soğuk Savaş sırasındaki çift kutuplu dünya ve yeni dünya düzeniyle birlikte tek süper güç olan ABD hegemonyası son üç yüzyılımızı özetlemektedir. Bu üç yüzyılda feodal sistemin yıkılmasıyla güçlenen monarşi yerini ulus devlete bırakırken globalleşmeyle ulus devletler de çöküşe geçmiştir.

Son üç yüzyılı böyle özetlemek gerekirse bu üç yüzyılda ana ideolojiler liberalizm ve muhafazakarlıkken, bu ideolojilere karşı oluşan geçiş ideolojileri de diyebileceğimiz daha kısıtlı dönemlere damga vuran ama etkileri hala süren sosyalizm, faşizm, anarşizm ve islamcılık da ara ideolojilerdir. Fundamentalizm, anarşizm ve ekolojizm ise teorik temelleri eskiye dayansa da siyasal anlamda örgütlenmeleri postmodern dönemi yansıtmaktadır.

John Locke’un, John Stuart Mill ve Adam Smith gibi düşünürlerin kapsamını genişlettiği liberalizm var olduğundan bu yana sosyal anlamda da ekonomik anlamda da bireyin faydasını arttırmaya yönelik kavramlar üretmiştir. Roma Hukuku’na dayanan modern hukukun en günümüzdeki halini almasında oldukça etkili olmuşlardır. Bireysel haklar ve özel mülkiyetle de sözleşmeci teorilerin sahip olduğu toplumun yönetime egemenlik hakkını gönüllü olarak devretmesi anlayışının eksik noktalarını doldurmuştur. Böylece devlet toplum gönüllü olarak egemenlik hakkını devrettiği için Leviathan olamayacaktır. Locke bireyi devlet karşısında silahlandırabilmektedir. Her ne kadar bu anlayış Connecticut’taki gibi 28 kişinin öldüğü katliamlara yol açsa da bireyi devlet karşısında korumaktadır.

Emperyalizmin bir aracı olan sömürgecilik ise Sanayi Devrimi’nden sonra kapitalist üretimi besleyen bir araç olmuştur. Liberal ideolojinin Laissez Faire boyutlarına varan küresel pazar yaratma amacı 1929 krizine kadar Adam Smith gibi ekonomistler tarafından şekillendirilmiştir.

Fransız Devrimi’nden sonra devrimcilerin Jakoben tavırlarına karşı oluşan muhafazakarlık ise liberal ideloji gibi ekonomiyi kapsamamaktadır. Daha çok sosyal hayata yönelik gelenekçi bir anlayış olan muhafazakarlık, tepeden inmeci bir tavır yerine kademeli olarak değişmeyi savunmakta ve aileyi her şeyin üzerinde görmektedir. Onlara göre siyasal sistemin amacı gelenekleri ve aileyi korumaktır. Milliyetçi ve faşizan ideolojilerin de doğmasına ön ayak olan muhafazakarlık 1973 yılında yaşanan Petrol Krizi’nden sonra liberalizmle birleşerek yeni sağ akımının oluşmasını sağlamıştır.

Westphalia Anlaşması’ndan sonra tarih sahnesine çıkan ulus devletler milliyetçilik akımının da çıkmasını sağlamıştır. Tarihsel derinliğe ve ulusal sınırlara sahip olan bir devlet kurma isteği milliyetçilik akımıyla ideolojik kanadını tamamlamıştır. Bu akım 1.Dünya Savaşı’nın çıkmasında etkili olmuş ve savaş sonrası kurulan ulus devletlerle de oldukça güçlenmiştir. Ülkemiz de milliyetçilik akımının etkisiyle ulus devlet olarak kurulmuştur. Küreselleşmenin hızlanmasıyla birlikte güç kaybeden bu akımın etkilerini hala sürdürmekte olan Türkiye üniter yapısının kültürel açıdan da benimsenmesinden dolayı diğer ulus devletler gibi federalleşememiştir ancak federalleşmesi zaman meselesidir.

20.yüzyılı başlıbaşına şekillendiren bir diğer ideoloji de sosyalizmdir. Her ne kadar liberalizm ve muhafazakarlık gibi temel bir ideoloji olamasa da Ekim Devrimi’yle uygulanma fırsatı bulmuş ve Soğuk Savaş döneminde de güçlenmiştir. Soğuk Savaş’ın geçmesiyle eski ihtişamını yitirmesine rağmen ülkemiz de dahil birçok ülkede muhalif öğrenci hareketlerinin başını çekmektedir. Sosyalist ideolojinin bir diğer etkisi ise sosyal demokrat kavramını bize kazandırması ve sol akımların oluşmasını sağlamasıdır. Sendikal hareket olarak başlayan sosyalist ideoloji siyasal anlamda teorik temellere oturtulamadığı için antidemokratik uygulamalarla kısa ömürlü olmuş ve yine sendikal hareketlere indirgenmiştir. Var olan uygulamaları ise uygulanan ülkelerin liderleriyle adlandırılan bölgesel ideolojilere dönmüştür ( Kuzey Kore – Juche İdeolojisi )

Bu dersle birlikte öğrendiğim iki önemli noktadan biri İslamcılıktır. Daha çok kültürel anlamda bir yaşam tarzı olarak bilinen İslamcılık’ın siyasal olarak oldukça yüzeysel olduğunu düşünürken Orta Doğu Ülkeleri’nin temel ideolojisi ve birçok ideoloğunun bulunması beni oldukça şaşırttı. Napolyon’un Mısır Seferi’yle birlikte gelişime duyulan özlem ve batı düşmanlığı İslamcılık’ın temellerini atmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde 2.Abdülhamit tarafından da benimsenen bu ideoloji Arapların da ulus devlet olma isteğiyle birlikte Osmanlı açısından kapanmıştır. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra çoğunluğu sömürge olan İslam Toprakları bağımsızlıklarını kazanınca bu ideolojiyle devletleşmişlerdir. Günümüzde de etkisini hala sürdüren Müslüman Kardeşler gibi siyasal oluşumlar Seyyid Kutup gibi oldukça önemli ideologların ideolojilerini benimsemişlerdir. Şia’ya bağlı İran’da ise Humeyni’nin iktidarı ele geçirmesi ve etkinliğini günümüzde de sürdürmesi dikkate değer olduklarını bize açıklamaktadır.

Diğer bir nokta ise fundamentalizmdir. İbrani dinlerin kendilerini tek olarak kabul etmesi ve diğerlerini dinsiz ilan etmesine rağmen bu ideoloji bu dinleri ortak temelde buluşturan siyasal bir yapılanma hazırlamıştır. İslamdaki cemaatler, Hristiyanlık’taki Evanjelikler gibi oldukça farklı olan bu gruplar kutsal metinleri kaynak alma , entegre olma ve topluluk halinde var olma açısından birbirlerine benzemektedirler.

Ekolojizm ve feminizm ise aslında tarihin her aşamasında var olan çevre ve kadın sorunlarının 20.yüzyılın 2. yarısında siyasallaşmassıyla günümüze ulaşmaktadır. Bu iki ideolojinin ortak noktaları ne liberalizm ve muhafazakarlık gibi toplumun geniş kesimleri tarafından kabullenilip demokratik yollarla iktidar olabilecek olmaları ne de sosyalizm ve islamcılık gibi bir devrimle iktidar olabilecek olmalarıdır. Özellikle siyasal partilerin alt grupları şeklinde örgütlenen feministler ve kendi siyasal partileri olmasına rağmen tek başlarına iktidar olabilecek güce sahip olmayan ekolojistler daha çok aktivist olarak politize olmakta ve eylemlerde bulunmaktadır. Bunların en güncel örnekleri ise Greenpeace ve Femen oluşumlarıdır.

Sonuç olarak bu ideolojiler bazı dönemler çok güçlü olmasına rağmen günümüzde eskisi kadar güçlü olamamaktadır. Parlamenter sistemlerde iktidar olan ideolojiler daha çok birbirleriyle eklemlenmiş, entegre edilmiş ideolojilerdir. Milliyetçiliğe eklemlenmiş sosyalist ideolojiyle oluşan ulusalcılık, liberalizm ve muhafazakarlığın entegrasyonuyla oluşmuş yeni sağ akımı ve liberalizm ve sosyalizmin entegre olmasıyla oluşan sosyal demokratlık bunlara örnektir.

Hakkında admin

Buna Baktın mı?

Estonya İnternet Çağı ve Gelişimi

Daha çok geçmişiyle tarihiyle savaşta barışta Estonya’ yı değil de 2000 yılında attıkları en radikal …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.