Yeni Konular
Anasayfa / Eğitim - Bilgi / Dini Bilgiler / İmam-ı Azam Hazretleri’nin Çilesi

İmam-ı Azam Hazretleri’nin Çilesi

3bbaa3df627c1f46e857b16aa8f26c94Asr-ı Saadet döneminden günümüze kadar, çok sayıda İslam âlimi yetişmiştir. İslam âlimleri, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hadislerini ve sünnetlerini derleyerek büyük bir İslam külliyatı oluşturmuştur. Ayrıca Hz. Muhammed’in (s.a.v.) eşleri, damatları, torunları ve sahabeleri İslam âlimlerinin yetişmesinde önemli rol oynamışlardır. İslam ilmi ve terbiyesiyle yetişen âlimler, İslam coğrafyasında baş gösteren fitnelere ve kargaşalara göğüs gerip, İslam’a fitnelerin, hurafelerin girmesine ve İslam coğrafyalarının işgal edilmesine engel olmuşlardır. Yetişen İslam âlimlerinden bir kısmı, İslam’da mezhepler kurarak Mezhep imamı unvanını almışlardır. O âlimlerden biri de kuşkusuz İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleridir.
Asıl adı Numan olan Ebu Hanife Hazretleri, Miladi 699 yılında Kûfe’de doğmuştur. Annesinin adı net olarak zikredilmese de, babasının adının Sabit, dedesinin adının da Zûta olduğu bilinmektedir. Dedesi Zûta, Afganistan’da yaşamıştır. Arapların Afganistan’ı işgal etmesiyle Teym Kabilesi tarafından esir alınmıştır. Ancak Numan İbn-i Sabit’in torunlarından olan İsmail, dedesinin hiçbir zaman esir edilmediğini söyleyerek bu iddianın asılsız olduğunu söylemiştir. Tirmiz, Nesra ve Enbar’da yaşamış olan Sabit, Kûfe’ye yerleşerek kumaş ticareti yapmıştır. Sabit, Hz. Ali (r.a.) ile de görüşerek kendisi, ailesi ve zürriyeti için dua almıştır.

 

Numan İbn-i Sabit’in ailesi Horasan ileri gelenlerindendir. Bu nedenle Arap olmayıp, Türk veya Fars olabileceği düşünülmektedir. Numan İbn-i Sabit’in ‘Hanife’ künyesini nasıl ve ne şekilde aldığı merak edilmektedir. Hanife ismi Arapça lisanında hokka, divit veya kalemlerin babası anlamına gelmektedir. Bu sebeple, öğrencileri tarafından gönülden temiz ve Haniflerin babası olarak tanımlanmıştır. Numan İbn-i Sabit, küçük yaşta Kur’an ilmini öğrenmiş; nahiv, şiir ve edebiyat alanlarında da ilim yapmıştır. Enes bin Malik, Amir bin Vasile gibi daha pek çok sahabeden hadis ve fıkıh ilmi öğrenmiştir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) torunlarından Zeyd bin Ali’den ve Muhammed el Bakır’dan İslami ilimler öğrenerek ilmini kuvvetlendirmiştir. Numan İbn-i Sabit, İslam’ın kaynağından öğrenilmesi ve yaşatılması gerektiğini savunmuştur. Numan İbn-i Sabit; bazı hadisleri rivayet açısından yetersiz görüp, bu hadislerin aksine fetvalar vermiştir. İşte bu sebeple; fitneci, din yıkıcısı ve deccal olmakla suçlanmıştır. Rivayetlere göre; Numan İbn-i Sabit, kaynağının Hz. Muhammed’e (s.a.v.) dayanmadığına inandığı 200 adet hadisi kabul etmemiş ve bu hadisler hakkında fetvalar vermiştir. Her şeyin aslına uygun olmasını isteyen Numan İbn-i Sabit, döneminde ortaya çıkan Cebriyye, Sebeiyye ve Mürcie gibi İslam’ı yozlaştırma amacında olan akımlara karşı mücadele vermiştir. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hoca, yazdığı kitabında Numan İbn-i Sabit’i, İslam’ı Arap Milliyetçiliğinden ve Emevi uydurmaclığından kurtaran ve Kur’an-ı Kerim’in doğru çizgide kalmasını sağlayan büyük bir İslam âlimi olarak görmektedir.

 

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hz.leri, fıkıh meselesini belli bir sisteme oturtarak İslam’da bir reform yapmıştır:
a-) Kitap: İbadetler ile ilgili ayetler hariç, diğer ayetlerin belirttiği hükümlerin ardındaki ne-denler bulunmalı ve ona göre fetva verilmelidir.
b-) Sünnet: Sünnetlerin gelişi ve bildirilme yöntemlerinde titiz davranmıştır. Ortaya konulan sünnetlerin akla ve kamu yararına uygun olması gerektiğini savunmuştur. Bunun için nakil zincirleri kuvvetli olsa bile bazı sünnetleri göz ardı etmiştir. Bu sebeple, Ebu Hanife’ye “Zındık” diyenler çıkmıştır.
c-) İcma: Ebu Hanife için icma, fıkıh biliminin ilerlemesine engeldir. Bu sebeple, icmayı temelden reddetmiştir.
d-) Kıyas: Ebu Hanife’ye göre kıyas yapılırken, insanın ve kamunun yararı düşünülmelidir.
Numan İbn-i Sabit’in yaptığı bu çalışmayı destekleyen İslam düşünürleri olduğu kadar, desteklemeyen İslam düşünürleri de olmuştur. Örneğin: İmamiye Şiası’ndan olan İmam Zeyd’e göre; “Efdal olarak nitelendirilen seçkin bir kişi varken, çoğunluğun istemesi halinde, az seçkin bir şahsın hilafet makamına getirilmesi caizdir.” Zeyd’in bu düşüncesine Numan İbn-i Sabit karşı çıkarak şu düşünceyi savunmuştur: “Zalim yönetimlere kılıçla isyan etmek farzdır.” Bazı İslam âlimleri, Numan İbn-i Sabit’i bu düşüncesinden dolayı ‘Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’ itikadından ayrılmakla suçlamışlardır. Ayrıca Numan İbn-i Sabit, Ehl-i Beyt’e ve Alevilere arka çıkıp övdüğü için Emevi ve Abbasi yönetimleri tarafından da eleştirilmiş ve işkenceye tabi tutulmuştur. Her alanda İslam’ı yüceltmeye çalıştığı ve Abbasilerin zorbalığını haykırdığı için Abbasi Halifesi Mansur tarafından zehirletilerek şehit edilmiştir.
Numan İbn-i Sabit’in İslam’a sayısız hizmetleri olmuştur. Fıkıh ilmini branşlara ayırmış ve her bir baranş için bir din bilgini belirlemiş ve çeşitli usuller geliştirmiştir. Bu çalışmalarını ‘Feraiz’ ve ‘Şurut’; isimli kitaplarında toplamıştır. Ayrıca sahabelerin, Hz. Muhammed’den (s.a.v) naklen bildirdiği iman, itikat bilgilerini de toplayarak yüzlerce öğrencisine tebliğ etmiştir. Numan İbn-i Sabit, İslamiyet’i iman, amel ve ahlak esasları üzerinde yeniden tanımlamıştır. Sorulara cevaplar vermiş; önce inançta birliği ve beraberliği sağlamıştır. İbadetlerde ve günlük işlerde fıkhın esaslarını tespit etmiştir. Bu çalışmalarından dolayı kendisine ‘Hicri Asrın Müceddidi’ unvanı verilmiştir. Ve böylece, Numan İbn-i Sabit’in içtihat ve diğer çalışmalarıyla ortaya koyduğu fıkıh ilmine “Hanefi Mezhebi” denilmiştir.
Numan İbn-i Sabit, olayların çözümünde farklı yöntemler kullanmıştır. Mesela; verdiği derslerde öğrencilerine bir yandan fıkhın eski hadiselere ait bilinen hükümlerini anlatmış ve mü-zakeresini yapmış; diğer yandan da yeni olaylara ait hükümleri anlatmıştır. Ayrıca gelecekte benzer veya farklı durumlarda fıkıh ilmi içinde neler yapılması gerektiğini de ayrıntılı olarak açıklamıştır. Numan İbn-i Sabit, Ebu Yusuf, Muhammed Şeybani, Züfer bin Hüzeyl, Hasan bin Ziyad, Ali bin Müshir, Hibban bin Ali gibi daha nice âlimler yetiştirmiştir. Numan İbn-i Sabit’in verdiği derslerde fiili ve nazari fıkhi meseleler sayısının altı yüz bini geçtiği belirtilmiştir.
Numan İbn-i Sabit, Emevi yönetimine başkaldıran Zeyd bin Ali’ye fiili destek vermek yerine on bin dirhem nakdi yardımla destek vermiştir. Bunun sebebini şu şekilde açıklamıştır: “Şayet halkın, onun atalarını aldattıkları gibi O’nu da aldatıp yarı yolda bırakmayacaklarını bilseydim, O’nunla beraber bende savaşırdım.” Okuyan ve araştıranlar bilirler ki; Kûfeliler Hz. Hü-seyin’i (r.a.) Kûfe’ye çağırmış, halifeliği ilan etmesini istemişti. Hz. Hüseyin de onlara inanarak yola çıkmıştı. Yezid ile mücadele başladığında Kûfeliler saf değiştirip, Yezid’in yanında yer almışlardı. Böylece Kûfeliler, sözlerinde durmayarak Resulullah’ın (s.a.v.) torunlarının Kerbela denilen bölgede katledilmesine sebep olmuşlardır. Numan İbn-i Sabit’in bahsettiği hadise budur.
Emevi yönetimi, ilmini ve etki alanını genişleten Numan İbn-i Sabit’i bir tehdit olarak görmeye başlamıştır. Bu tehlikeyi kendi usullerince çözmek isteyerek Numan İbn-i Sabit’e kadılık teklifinde bulunmuşlardır. Teklifi, Irak Valisi Ömer bin Hübeyre yapmıştır. Numan İbn-i Sabit, bu teklifin hangi amaçlar için yapıldığını bildiğinden, teklifi anında reddetmiştir. Hiddetlenen vali, zindancıyı Numan İbn-i Sabit’e yollayarak ölünceye kadar kırbaçlamasını emretmiştir. Kırbaçlanmaktan ölme noktasına gelen Numan İbn-i Sabit, yanına gelenlere şöyle demiştir: “Eğer vali benden Vasat Mescidi’nin kapılarını saymak gibi sıradan bir iş istesin yine kabul etmem. O bir insanın katiline hükmedecek, ben mühür basacağım ha? Allah’a yemin ederim ki bu mümkün değil! Bu dünyada kırbaç yemek, ahirette ceza çekmekten daha iyidir. Valinin beni öldürmeğe gücü yeter ama tekliflerini kabul ettirmeye asla!”
Numan İbn-i Sabit, bu olaydan sonra Kûfe’den Mekke’ye geçmiş; altı yıl burada kalmıştır. Bu süre içinde Emevi yönetimi yıkılmış ve Abbasiler iktidara gelmiştir. Emevi iktidarının yıkıldığını duyan Numan İbn-i Sabit, sevinmiş ve duygularını şu şekilde ifade etmiştir: “Hilafet, Peygamberimizin yakınlarına geçerek hak yerini buldu. Bu Allah’ın bir lütfu ve keremidir. Ey âlimler! Bunlara yardım etmeye en layık olan sizlersiniz! Size istediğiniz kadar ikram ve ihsan var. Halifenize biat ediniz. Biat, ahirette sizin için emniyete kavuşmaya vesiledir. Allah’ın huzuruna biatsız çıkarak hüccetsiz ve delilsiz kalmayınız” Numan İbn-i Sabit’in bu sevinci uzun sürmemiştir. Çünkü Abbasi yönetimi de tıpkı Emevi yönetimi gibi adaletsizce davranarak, Emevileri destekleyenleri katledilmiştir. Abbasi yönetiminin bu hak ve hukuk tanımayan tavrı karşısında Muhammed bin Abdullah ve kardeşi İbrahim, Abbasi yönetimine isyan etmiş; bu isyana Numan İbn-i Sabit de destek vermiştir. Böylece halife ordusunun İmam İbrahim’in üzerine yürümesini durdurmuştur. Abbasi Halifesi Ebû Cafer el Mansur, kendisine isyan edenleri destekleyen Numan İbn-i Sabit’i durdurmak için değerli hediyeler göndererek yakınlık kurmaya çalışmıştır. Ancak Numan İbn-i Sabit, bu hediyelerin kamuya ait olduğunu söyleyip, reddetmiştir. Halife Ebu Cafer, hediyelerin reddedildiğini görünce; Mısır’daki isyancıların katline fetva vermesi için Numan İbn-i Sabit’e Baş kadılık teklif etmiştir. Ancak Numan İbn-i Sabit, halifenin bu teklifini de reddedince, tutuklanarak zindana atılmıştır. İmamın yaşlı bedeni, ağır kırbaç darbelerine daha fazla dayanamamıştır. Bazı kaynaklara göre; İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, halifenin emriyle zehirletilerek öldürülmüştür.
Numan İbn-i Sabit, çeşitli zamanlarda Ehl-i Beyt ve Aleviler lehinde fetvalar çıkarmıştır. Halife Mansûr, Bağdat’ta Kâbe’nin bir benzerini yaptırarak halkın burada Haç vazifesini yapma-sını emretmiştir. Müslümanların Haç vazifesi engellenince; İmam Malik bir fetva yayınlayarak, halifeliğin Hz. Hasan’ın Oğlu Hasan el-Mu’tena’nın torunu Muhammed bin Abd Allah’a ait olduğunu duyurmuştur. Emeviler, son günlerini yaşarken; Medine’de bir toplantı düzenlemiş ve Hasan bin Ali’nin torunlarından olan Muhammed bin Abd Allah’ın halifeliğini kabul etmiştir. Emeviler bu kararı alırken, Numan İbn-i Sabit de, bu duruma fetvasıyla destek vermiştir. Alınan bu karar üzerine, Abbasîler tüm şiddetiyle Aleviler üzerine yürümüştür. Aleviler de, Abbasi saldırılarını durdurmak ve hilafeti almak için Numan İbn-i Sabit’ten bir de fetva alarak harekete geçmiştir. Ancak Ehl-i Beyt’in bir ferdi olan İbrahim bin Abd Allah, Miladi 763 yılında halifenin amcası İsa İbn-i Musa tarafından şehit edilmiştir.

 

Sonuç olarak; İmam-ı Azam Hazretleri, yaptığı çalışmalarıyla Fıkh’ul Ekber, El- Fakhül Ebsat, El-Âlim ve’l Mütellim, Er-Risale, El-Vasıyye gibi muhteşem eserler ortaya koymuştur. İmam-ı Azam Hazretleri, İslam’ın akıl ve ilim dini olduğunu, İslam’ın hiçbir zaman siyasi amaçlar için kullanılamayacağını; halifeliğin Ehl-i Beyt’in hakkı olduğunu her fırsatta dile getirmiştir. Emevi ve Abbasi yönetiminin zulmü karşısında ilkelerinden ve inançlarından asla ödün vermemiş; İslam’ı hurafelerden ve batıl inançlardan temizleyerek berrak bir şekle büründürmüştür. O, asla makam ve şöhret peşinde koşmamıştır. O’nun kurduğu Hanefilik Mez-hebi, İslam Dünyası’nın büyük bir kısmında kabul görmüştür. İmam-ı Azam Hazretleri’nin mezarı, Selçuklu Sultanı Mehikşah tarafından türbeye çevrilmiştir. Ne acıdır ki; Irak, Birinci Körfez Savaşı’nda ABD tarafından bombalanırken, Bağdat’ta bulunan İmam-ı Azam Türbesi ‘de ABD uçakları tarafından bombalanarak tahrip edilmiştir.

 

Hakkında admin

Buna Baktın mı?

Dinimizde Fala Baktırmak Günah Mıdır?

Dinimizde fala baktırmak günah mıdır? Fal bakan veya baktıran bizden değildir. Her kim olursa olsun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.