Yeni Konular

KIŞIN BÜYÜKADA’DA

30-05-2015_223259KIŞIN BÜYÜKADA’DA

Bazen iskelede düdük çalan bir vapura koşarak son anda yetişmek ister insan. Durup dururken aklında böyle bir şey yapmak hiç yokken. Benim çocukluğumda vapur iskeleden ayrılırken güvenlik önlemleri alınmaz iskelenin kapıları kapatılmazdı. İskeleden ağır ağır ayrılan bir vapura koşarak atlamanın heyecanını yaşayan son çocuklardık herhalde. Artık her şey insanı mutlu etmeyecek kadar güvenli. Yine de adalara gitmenin zevki hala içimdeki en gizli heyecandır. On beş yıl Büyükada’da yaşamış biri olarak size verebileceğim en büyük öğüt Büyükada’ya kışın kar yağarken gitmenizdir. Artık adalara giden vapur seferleri eskiye göre çok daha seyrek maalesef. Sizin yerinizde olsam vapur sefer saatlerine bakıp mutlaka vapurla geçerdim adaya. Eğer vaktiniz varsa yarım saat önceden iskelede olun, vapurun büyülü sessizliği ağırbaşlılıkla yarışını izleyin. Vapurun gövdesindeki sarı çizgiler iskeleye yaklaştıkça inanılmaz güzel görünür.

30-05-2015_223354

Neyse ki adalara giden vapurlar hala eski model vapurlar, yani cam kenarına oturunca camdan ıslık çalarak içeriye giren soğuğu hissedebileceksiniz. Size konforsuz gelebilir ama bu adaya gitmenin güzelliğine dahil. Annemle ne zaman vapura binsek en az üç defa yer değiştiririz. Ama kar yağarken en güzel yer vapurun kıç tarafında açıkta oturmaktır. Çantanızı oturacağınız yere bırakabilirsiniz çekinmeden, emin olun adalar vapurunda kimsenin eşyası çalınmaz. Vapur büfesinden mis kokulu bir salep veya demli bir çay alıp yerinize kurulun. Ellerinizi sıcacık bardağınızda ısıtırken Büyükada’ya kadar geçecek yarım saatlik sürede zamansızlığın tadını çıkarın. Kar taneleri, beyaz kanatlı martılar, rüzgar ve vapur… Bir süre sonra hangisinin birbiriyle yarıştığını karıştırmaya başlarsınız. Çelik gibi soğuk martıların titrek beyaz göğsüne vurdukça gözleriniz yanar özgürlüğe bakmaktan. Vapur iskeleye yanaşmadan beş dakika önce içeri kısma geçmenizi tavsiye ederim, kendinizi ayazlı yokuşlara vurmadan bir parça ısınsanız iyi olur.

30-05-2015_223402

Büyükada’da inip kısmen harap edilmiş tarihi iskelenin içinden geçip saat meydanına doğru yürürken iki yön arasında karasız kalırım hep. Sol tarafa sapıp çarşının içinden geçip hiçbir yola sapmadan dümdüz ilerlerseniz yaklaşık bir saat sonunda lunapark meydanına varmış olursunuz. Sağdan giderseniz Splendit Oteli’nin ihtişamlı merdivenlerinin önünden geçip ormana girene kadar durmadan yokuş çıkarsınız. Ben kar yağarken sağ taraftan gitmeyi tercih ederi; çünkü o yol ormana çıkıyor ve kar yağarken çamların altında yürümek muhteşem olur.  Önce faytoncu ailelerin oturduğu salaş ve izbe bir sokaktan geçersiniz, yokuş boyunca gecekondular, çelimsiz çocuklar ve köpekler görürsünüz. Yeterince dikkatli bakarsanız ufak, kırık pencerelerin ardında kararmış kadın suratları görürsünüz. Bu yolun sonunda adalılarca ‘Top sahası’ olarak bilinen yere çıkarsınız. Artık evler ve insanlar geride kalmıştır. Ayağınızın altında hışırdayan taze kar ve huysuz huysuz uçuşan karga sesleri yolunuzda arkadaşlık eder size. Son bir dik yokuş daha çıktıktan sonra durun ve arkanızı dönün. Kadıköy’den Pendik’e kadar kurşuni bir İstanbul serilidir karşınızda.

30-05-2015_223432

Birkaç dakika soluklandıktan sonra devam edince ilerde solda Rum Yetimhanesi’ni göreceksiniz. Bekçi köpek birden çitlerde görünüp havlayabilir telaş etmeyin. Rum Yetimhanesi 1898-1899 yılları arasında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiştir. Binanın mimarı, dönemin ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury’dir. Rum Yetimhanesi’nin dünyanın en büyük ahşap binası olduğu söylenmektedir. Temelleri bile ahşap kazıklara oturtulmuştur ve binanın bütün izkeleti ahşaptır.  Yapıldığı dönemde “Prinkipo Palas” adı altında otel olarak kullanılmak istenmiştir fakat; dönemin yöneticilerinden gerekli izinler alınamayınca Eleni Zarifi adında bir Rum kadın tarafından satın alınmış ve yetimhane olarak kullanılmaya başlanmıştır. Binaya I. Dünya Savaşı yıllarında Kuleli Askeri Mektebi yerleşti. Daha sonra ise işgal kuvvetleri tarafından adaya yollanan Rum göçmenler bir süre binada kaldı. Yetimhane daha sonra Heybeliada’ya nakledildi ve bina da 1960’lı yıllarda kapatılır. O tarihten beri boş ve bakımsız olan binayı ve bahçeyi gezerim diye boşuna heveslenip görevli birilerini aramayın. Uçuşan karlar arasında bir masalın içinde yürüyormuş gibi yokuş aşağıya yürümeye devam edin. Yolun sonunda Lunapark Meydanı’na ulaşacaksınız. Lunapark  Büyükada’nın fayton durağıdır. Küçük ve büyük tur yapan faytonlar bu meydanda dururlar. Mola yerinde bir lokanta bulunmaktadır. Yazları et ve balık çeşitlerini tadabileceğiniz serin, havadar bir dinlenme yeridir. Kışın ise büyük salonunu kullanabilirsiniz. Eskiden adada eşek turları da yapılırdı fakat; artık sadece meydanın içinde ufak turlar yapılabiliyor. Aya Yorgi tepesine ve manastıra çıkan patika yol da bu meydandan başlıyor. Burada yemek yiyip iskeleye geri yürüyebilirsiniz ama ben olsam Aya Yorgi’ye devam ederdim.

30-05-2015_223503

Hayattaki en büyük zevklerimden biri kar yağarken bu ıssız, dik yokuşu ruhumu dinleyerek tek başıma çıkmaktır. Yazın olan vıcık vıcık kalabalıktan, tellerden, ipliklerden eser yoktur kışın. Sadece ben ve karın zamansızlığı vardır. En tepeye tırmanmayı başardığınız zaman hemen kiliseye girmeyin. Hatta ziyarete açık olmayabilir bile. Kışın her gün açık olmuyor. Zaten benim için Tanrı o tepede her yerde ve her zerrede hissedilebiliyor, yeter ki ruhunuzla karın sonsuzluğa bağladığı ufku görebilin. Tepeden denize bakınca her yer öyle ulvi bir beyazlıkta görünüyor ki kar taneleri gri renkteymiş gibi görünmeye başlıyor. Aya Yorgi, Büyükada’nın en tepesi zamansızlığın ve sonsuzluğun noktasıdır. Kar orada başka yağar, yalnızları, mutsuzları ılık bir sevgi kucaklar kar soğuğunun ortasında. Karlı bir günde bunca yolu gelmenize ne kadar değdiğini o noktada durup denize baktığınız gün anlayacaksınız. Manzaraya doyup, karnınızın acıktığını hissettiğinizde kilisenin arkasındaki camlı lokantaya gitmelisiniz. Tuzla’ya kadar berrak bir manzarası olan bu küçük lokantanın dört bir yanı pencerelerle kaplıdır ve sobayla ısınır. Ben küçükken buraya geldiğimizde yanımızda kestane de getirip sobanın üzerine dizip afiyetle tatlı niyetine yemeğimizin üstüne yerdik. Buranın paçanga böreği, ızgara sucuğu ve piyazı inanılmaz lezzetlidir ve alkol satışı da yapılmaktadır. Karnınızı hakkıyla doyurup sobanın dibinde sıcacık olup çayınızı da yudumlarken hava kararmaya başlayacaktır. Karşının ufak tefek ışıkları kar duvarının ardından bir masal şehri gibi görünecek. İyice içiniz geçecek, bedeninize yorgunluk çökecek fakat; hadi kalkın! Geriye daha uzun bir yolunuz var. Ayrıca saatinizi iyi ayarlayın, unutmayın motorla değil vapurla döneceğiz geriye. O yüzden vapur saatine göre yola çıkmalısınız. Montunuza iyice sarının, şapkayı alnınıza kadar iyice indirin iskeleye kadar hızlı hızlı ineceğiz, hava birden bire kararacak. Artık saat meydanının dibinde kahve alabileceğiniz ve kışın da açık olan yerler mevcut. Vapura atlamadan önce sıcak bir kahve alın.  Issız saat meydanında poşetinde ekmeği evine giden adam ve peşinden bir umut yemek hevesiyle tin tin giden köpek dışında sadece siz olacaksınız. Sakın içiniz ürpermesin, bu duygu özgürlüktür.

Hakkında admin

Buna Baktın mı?

Eskişehir Tanıtım Gezilip Görülecek Yerler

Eskişehir Tanıtım Gezilip Görülecek Yerler

İç Anadolu’nun incisi Eskişehir son dönemlerdeki gelişmesi ve bir o kadar popüler olması ile beraber …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.