Mevlana Celaleddin Rumi hayatı ve eserleri

2
03 Ocak 2012 at 00:39  •  Yayınlanan Kültür ve sanat by  •  2 Yorumlar

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, XIII. yy.ın, doğudaki en büyük kültür merkezi olan Belh’te doğdu. Anadolu’da yerleşip orada yaşadığı için Rumi adıyla anılırdı. Efendimiz anlamına gelen Mevlana adı, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verildi ve bu ad asıl adı olan Celalettin’i bile unutturdu.

Babası Belh şehrinde bilginler sultanı diye anılan Bahaettin Velet’ti. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Ülkedeki ünü ve etkisi yüzünden, Belh hükümdarlarının arası açılınca Bahaettin Velet, Belh şehrini terk etmek zorunda kaldı. Celalettin o zaman beş yaşındaydı. İran, Bağdat, Hicaz, Şam yoluyla Anadolu’ya geldiler. 1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’ u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.  Yedi yıl Larende’de (şimdiki Karaman) oturdular.Sonra Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat’ın ısrarlarına dayanamayarak Konya’ya yerleştiler (1228) .

Celalettin, babasından ve onunla birlikte görüp tanıdıkları doğulu bilginlerden çok şey öğrenmiş, bir yandan da sistematik öğrenimini medreselerde yapmıştı. Burhanettin tirmiz’i adındaki hocasına çok şey borçluydu. Bunu hiçbir zaman unutmadı ve eserlerinde sık sık açıkladı.

Ama asıl kişiliğinin oluşmasında ve sanatının parlamasında, ona bir tür hocalık eden Tebriz’li Şems adlı bir gezgin dervişin büyük etkisi oldu. Şems, Konya’ya 1244 yılında geldi, bu geliş ve ünlü bir medrese hocası olan Celalettin’in o güne kadar sürdüğü düzenli hayatın baştan aşağı değişmesine sebep oldu. O artık ciddi, ağırbaşlı, renksiz bir öğretim üyesi olmaktan daha çok, bir gönül adamı, bir şair, kurallarının dışında yaşamayı deneyen bir sanatçıydı.

Celalettin’in bu yeni kişiliği bütün Konya’yı şaşırttı. Artık medreselerde ders vermemesi öğrencileri sinirlendirdi. Suçu, kimliğini iyi bilmedikleri bu dervişte buluyor, onun hakkında ileri geri söylentiler çıkartıyorlardı. Tebriz’li Şems’i ölümle tehdit edenler bile oldu. Bütün bunlardan sonra, on beş ay süren bir dostluğu orada bırakarak Şems Konya’dan kaçtı. Mevlana Celalettin bu olaya öylesine üzüldü, öyle perişan oldu ki, Şems’i Konya’dan kaçırtanlar bile pişman oldular ve Mevlana, Şems’in bulunduğu Şam şehrine, oğlunun başkanlığında bir heyet göndererek ondan, yeniden Konya’ya dönmesini rica etti. Bu içten daveti kabul eden Tebriz’li Konya’ya döndü ama, bu beraberlikleri uzun sürmedi. Şems 1247 yılında kış ortasında öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi.. Bu Kayboluştan sonra Selahattin Zerküb ve Hüsamettin Çelebi adında iki sofi, Celalettin’in yakın dostu çömezi oldular.

Hayatını ‘Hamdım, piştim, yandım’ sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü  Konya’da 66 yaşında vefat etti. Mevlâna’nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldığı için Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı ve defnetti.Mevlâna ölümünü yeniden doğuş olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen ‘Şeb-i Arûs’ diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah edip ağlamayın diyerek vasiyet etmişti.

Mevlana, eserleri ve kişiliği ile yalnız İslam alemini değil, batı dünyasını da etkilemiş büyük bir şair ve düşünürdü. İngiliz Doğu Bilimleri uzmanı A.J. Arberry onun için “Dünya’nın en büyük şairlerinden biri, daha doğrusu en büyüğü” demiştir. Goethe de ona hayrandı. Rembrandt bir tablosunda onu konu almıştı.

Mevlana, insanlar arasında hiçbir fark gözetmeden, bütün insanlığa değer vermiş, bütün insanları sevebilmiştir.Onun için, Tanrı’yı gerçekten sevmek, Tanrı’nın yaratıklarını sevmekle mümkündür. Halkı halkta görmek ve sevmek onu, bir yandan dünyanın en lirik şairleri arasına getirirken, bir yandan da gerçekçiliğinin kökeni olmuştur.

Yaşadığı çağdan bu yana, bütün insanları etkileme gücünü yitirmeden sürdüren Mevlana, İslam dünyasının çağdaş değerler sistemini kuran düşünür ve sanatçılardan başta gelenlerden biri, gerçekte birincisidir.

Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adı oldur. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verildlr. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edildi .Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, Mesnevi denilince aklımıza ‘Mevlâna’nın Mesnevi’si’ geliyor.

Mevlana’nın başlıca eserleri:

1-Mesnevi

Mevlâna Mesnevi’yi Hüsameddin Çelebi’nin arzusu üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken,yürürken, hatta semâ ederken söylemiş ve. Çelebi Hüsameddin de yazmıştır.

Mesnevi’nin dili Farsça olup  Mevlâna Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.

Mesnevi’nin Vezni:
Fâ i lâ tün – fâ i lâ tün – fâ i lün ‘dür.

Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi’sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

2-Dîvân-ı Kebir

Divân şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere denir. ‘Divân-ı Kebir ‘Büyük Defter’ veya ‘Büyük Divân’ manasına gelir.

Mevlâna’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir’in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir.

Divân-ı Kebir: 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir’in beyit sayısı 40.000’i aşmaktadır.

Mevlâna Divân-ı Kebir’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

3-Mektûbât

Mevlâna’nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.

Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında ‘kulunuz, ben deniz’gibi kelimelere hiç yer vermemiştir.

Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır.

4-Fîhi Mâ Fih

Fîhi Mâ Fih ‘Ne varsa içindedir’ manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.

Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

5-Mecâlis-i Seb’a (Yedi Meclis)

Mecâlis-i Seb’a adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna’nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:

1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
3. İnanç’daki kudret
4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah’ın sevgili kulu olacakları
5. Bilginin değeri
6. Gaflete dalış
7. Aklın önemi

Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme ‘hamd-ü sena’ ve ‘münacat’ ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.

2 Comments

  1. oyunj / 07 Ekim 2009 at 19:39 /

    Mevlana gerçekten büyük bir insan ve yol gösterici

  2. hulya erdogan / 09 Şubat 2010 at 01:13 /

    evet cok haklisiniz!Yalniz biz turkler hep basroldekileri hatirlariz. Eger bugun bile Mevlana bu denli buyukse Celalettin i Mevlana yapan kendini imha edip Rumi ile adeta ic ice gecip butunlesen O ALLAH DOSTU “TEBRIZ I SEMS I”LUTFEN UNUTMAYALIM!!! Keske diyorum bu gunlerde cokca keske o ilimdem azicik nasiplenebilseydim…

Bir yorum yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Maçlar hangi kanalda Eylül 2014