Yeni Konular
Anasayfa / Eğitim - Bilgi / Biyografiler - Ünlüler / Nasrettin Hoca Kimdir – Biyografisi – Fıkraları

Nasrettin Hoca Kimdir – Biyografisi – Fıkraları

Nasrettin Hoca Kimdir - Biyografisi
Nasrettin Hoca Kimdir – Biyografisi

Nasrettin Hoca Kimdir – Biyografisi – Fıkraları

Nasrettin Hoca, 1300’lü yıllarda Konya yakınlarındaki Akşehir’de yaşadığına inanılan mizahi bir kişidir. Nasreddin Hoca, Türk edebiyatının ve geleneğinin en mühim mizah ustalarından ve bilgelerinden biridir. 1208 senesinde Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğan Nasreddin Hoca, güzel bir öğrenim almış, imamlık, müftülük, öğretmenlik ve kadılık yapmıştır. 1284 senesinde Akşehir’de ölümü gerçekleştiği söylenir ve çeşitli üsluptaki mizahıyla asırlardır milletin sevgilisi olmuştur. Diğer bir rivayette Eskişehir Sivrihisar’da doğduğu, daha sonra Akşehir’e yerleştiği rivayet edilir. 1275-76 veya 1285-86 yılları civarında Akşehir’de vefat ettiği, kabri olduğu tahmin edilen ve daha sonra da kabir olarak düzenlenmiş mezarı da burada bulunmaktadır.Komik hikayeleri, anektodları, özlü sözleri ve fıkralarıyla hatırlanan Nasreddin Hoca aynı zamanda felsefi kişiliği de olan bir bilgedir. Çoğunlukla eşeğin üst kısmına aykiri binmiş biçimde karikatürize edilir. Benzer biçimde yapılmış bir heykeli ve Nasreddin Hoca yerine yapılmış Nasreddin Hoca Türbesi, Akşehir’de ziyaretçi akınına uğramaktadır.

Nasrettin Hoca Kişiliği
Nasrettin Hoca Kişiliği

İnsanlar aracılığıyla bir sürü sevilen Nasreddin Hoca, İslam inancına ilişkili biridir. Hazırcevap olma istikameti ile herkesi hem bir şaşırtmayı hem bir de güldürmeyi başarmıştır. Osmanlı’nın hakim olduğu coğrafyanın büyük kısmında bilinen Nasrettin Hoca, bir çok ulus tarafından da sahiplenilmektedir. Yaşamsal yaşamda karşılaşılan toplumsal problemlere mizahi bir tavır ile yaklaşan Nasreddin Hoca, fıkralarında, Anadolu insanlarının yapısını, düşüncesini ve olaylara bakışını anlatmıştır. Fıkralarının özünde insanları iyiye ve doğruya yöneltme, hataları ve yanlışları espriler ile birleştirerek gözler önüne serme zihniyeti hakimdir.

Nasrettin Hoca Fıkraları
Nasrettin Hoca Fıkraları

Afgan’lardan İranlılar’a, Özbek’lerden Araplar’a kadar pek çok halk tarafından sahiplenilen Nasrettin Hoca, Hoca, Molla, Hacı, Efendi gibi lakaplarla anılır.

 

Her sene 5-10 Temmuz tarihlerinde Akşehir’de Nasrettin Hoca adına bir festival düzenlenir.

 

Bireyleri ve toplumları her istikameti ile bir sürü iyi tanıyan Nasreddin Hoca, aile, komşuluk, arkadaşlık ve iş ilişkilerinde gördüğü aksaklıkları kendine özgü tarzıyla dile getirip insanlara ders verecek biçimde latifelerle birleştirmiştir.

 

Nasreddin Hoca fıkraları Türk sözlü edebiyatının az , açık ve yalın olma özelliklerini taşır. Endirekt anlatımlara müracaat etmeden , açıksözlü ve tam olarak ifadeler kullanılır. Fıkralarda belirtilen olayların nihayetinde ise her süre bir ders verilir. En kocaman maksadı insanları düşündürmeye hemen sevk etmek meydana gelen fıkraları yardımıyla , hem bir Türk toplumunda hem bir de öbür ülkelerde tanınmakta ve şuanki dünyasında dahi akabinde bahsettirmektedir. Nasrettin Hoca fıkraları Batı dillerine de çevrilmiştir.

 

Niye Gelmediniz? Fıkrası

Nasreddin Hoca, bazı menfaatperestler tarafından devletin yetkili mercilerine şikayet edilir.

Bunun üzerine Nasreddin Hoca ifadesi alınmak üzere çağrılır. Fakat gitmez. Yetkililer kendisine üç-dört defa haber gönderirler.

Nasreddin Hoca yine oralı olmaz. Daha sonra polis tarafından yetkili merciye götürülür. Nasreddin Hoca’ya sorarlar:
– Seni birkaç defa çağırdığımız halde niye gelmedin?
Nasreddin Hoca şöyle cevap verir:
– Biz camilerde her gün beş kez ezan okuyarak sizi Allah’ın huzuruna çağırdığımızda niye gelmediniz?

 

Hep Aynı Surat Fıkrası

Nasreddin Hoca, akşam evine dönmüştü. Hatununun suratı beş karıştı.
-O ne surat öyle hatun? Yine asılmış…
-Halamın komşusunun kızı öldü. Başsağlığından geliyorum. Göbek atacak halim yok ya.
-Aman hatun, demiş Hoca. Ben senin düğün evinden döndüğünü de bilirim.

 

Eşeğe Yazık Olur Fıkrası

Nasreddin Hoca hayvanlarına ağır yükler yükleyip onlara eziyet eden köylülerine iyi bir ders vermek istemiş. Bir gün eşeğine binerek köy meydanında dolaşmaya başlamış. İşin garibi dolu bir çuvalı da sırtına vurmuş, öyle geziyor. Şaşırıp sormuşlar :
– Yahu Hoca Efendi, hem eşeğin üzerindesin, hem çuvalı sırtında taşıyorsun. Nasıl bir iş bu ?
Hoca cevabı yetiştirmiş hemen :
– Zavallı hayvan, demiş. Zaten gece gündüz demeden hizmet ediyor bana. Sırtına bindiriyor, yüklerimi taşıyor, değirmeni çeviriyor. Bu kadar hizmetlerinden sonra dolu çuvalı da ona yüklemek istemedim. Bu yüzden ben vurdum sırtıma.

 

Yarım Öksürük Fıkrası

Hoca’nın zekasını çekemeyen iki kişi iddiaya girerler.
Biri der ki:
-Kim Nasreddin Hoca’yı mat ederse ona on altın vereceğim.
Nasreddin Hoca’yı yemeye davet ederler. Sofrada:
-Efendim, bize yarım öksürük lazım. Lütfen yarım öksürünüz.

Hoca hiç düşünmeden, sofradaki ekmek bıçağını alır. Bıçağın ağzını kendi ağzına koyup öksürür.
-Buyurun, der. İsterseniz orasını alınız, isterseniz burasını…

 

Yemesi Kolay Olsun Fıkrası 

Timur’un defterdarları hesapta bir yanlışlık yapar.
Bunun üzerine Timur çok kızar ve o defterdara kağıtları yedirir, işten de kovar.

Yerine Nasreddin Hoca’yı alır. Nasreddin Hoca, hesapları yufka üzerine yapmaya başlar. Timur, durumu görünce haliyle sebebini sorar.

Cevap da tam Hoca’dan beklenildiği gibidir:
-Yemesi kolay olsun diye Hünkarım!

 

Ağlama Sebebi – Fıkrası 

Nasrettin Hoca, bir gün zengin bir adamın cenazesinde hem tabutun yanında yürüyor hem de sesli sesli ağlıyormuş. Cenazeye katılanlardan biri onu teselli etmek için yaklaşmış.

– “Merhum akraban mıydı?”

Hoca cevap vermiş:

-“Yok akrabam değildi, bende ondan ağlıyorum ya!”

 

Ver Kaftanı Al Semeri – Fıkrası 

Nasreddin Hoca eşeğine binmiş köyüne giderken sıkışır, bir ağaçlık dere kenarında eşekten inerek kaftanını çıkarır, eşeğin üzerine koyarak ortadan kaybolur,  ihtiyacını gidererek döndüğünde kaftanı ortada yoktur. Israrlı sorgulamasına rağmen eşeğinden de  tık çıkmayınca Hoca sinirlenir. Eşeğin semerini çözerek omuzlar ve eşeğine;

“Bre mel’un! Ver kaftanımı vereyim semerini!” diye bağırır.

 

Hoca Çıktı Mandalar Yesin – Fıkrası

Nasreddin Hoca, vali ve üst düzey bürokratlarla bir yemeğe katılır. Hocaların çok yemek yemesiyle ilgili bir fıkra anlatılır:
“Hoca ile manda bostana düşmüş. Görenler, hangisini çıkaralım demişler. Kimileri mandayı çıkarın o çok yer demiş, kimileri de yok hoca daha fazla yer onu çıkarın demiş.”

Fıkrayı dinleyen Nasreddin Hoca masadan kalkmış, bir kenara oturmuş. Masadakilerden biri Nasreddin Hoca’ya:
“Hocam niçin kalktınız” diye sormuş.
Nasreddin Hoca şu cevabı vermiş:
“Hoca çıktı mandalar yesin.”

 

Hatim İndirimi – Fıkrası

Nasrettin Hoca’ya karısı bir akşam:
– Sen benim yüzüme bakarak sadece besmele çekiyorsun, demiş.
Hoca:
– Eee ne olmuş ki?
Karısı:
– Halbuki imam efendi karısının yüzüne bakınca Yasin-i Şerif okuyormuş.
Hoca gülmüş:
– Senin yüzün o kadar güzel olsa, ben hatim bile indiririm.

 

 

Teke
Teke

Oğlak Büyüdü – Fıkrası 

Oğlak
Oğlak

Bir gün Nasrettin Hocaya burcunu sormuşlar.
Hoca :”Tekedir” demiş.
“Aman hocam nasıl teke olur?” diye sormuşlar.
Hocada:” ben doğalı 70 sene oldu oğlak büyüdü teke oldu” demiş.

 

 

 

 

 

Bitmeyen Namaz – Fıkrası

Nasreddin Hoca ile adamın biri birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca:

– Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya.

Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam.
Adamın beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş:

– Yahu bu ne uzun namaz böyle?
– Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim.
Bu sefer adam:
– Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve başlamış namaza.
Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış:

– Mübarek, senin namaz da uzun sürdü.
– Önümüzdeki haftanın namazını kıldım…

 

Memnun mu? – Fıkrası

Nasreddin Hocaya sormuşlar:
– Hocam Ramazan bizden memnun mu, onu memnun edebiliyor muyuz?
Hoca cevaplamış:
– Memnun olmasa her sene 10 gün önce gelir miydi?

 

Helva – Fıkrası

Bir gün Hoca’nın canı helva çekmişti. Ama parası yoktu. Bakkala gitti, yutkunarak sordu:
-Bakkalbaşı, sende un var mı?
-Var.
-Yağ ile şeker de var mı?
-Onlar da var.
-Bre mübarek, ne duruyorsun öyleyse, helva yapıp yesene!

 

Yemi Kim Verecek?

Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Hava da çok sıcak olduğundan hem kendisi hem eşeği kan ter içinde kalırlar. Hoca odunları indirir, yerleştirir.
Karısına:
– Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver, diye seslenir.
Karısı da o gün yorgun olduğundan:
– Efendi, benim isim var, sen yemleyiver, der.
Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
– Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der.
Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken is kızışır. Epeyce tartışırlar.
En sonunda Hoca:
– Pekala! Öyleyse aramızda bahse tutuşalım. Kim önce konuşursa eseğe o yem versin. Anlaştık mı?

Karısı teklifi kabul eder. Ikisi de birer köseye çekilirler.
Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Hoca birşey diyemez.
Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Hoca’yı görünce kaçaçak olur. Ama Hoca’dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer.
Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Hoca’nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar.
Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
– Bu ne hal Efendi! diye çığlık atar.
Hoca yattığı yerden doğrularak:
– Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin!

 

Fidan – Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gün evinin bahçesine birkaç fidan diker. Fakat diktiği fidanları akşam söker. Ertesi sabah aynı fidanları yeniden
bahçeye diker. Fidanları akşam tekrar söker. Hoca’nın yaptıklarını gören komşuları dayanamayıp yanına gelirler.
-Hocam, bakıyoruz; fidanları sabahları dikiyor, akşamları da söküyorsun. Bu nasıl iş, bir türlü akıl erdiremedik.
-Ah, hiç sormayın komşular… Baksanıza ortalık hırsızlardan geçilmiyor. Ne olur ne olmaz, insanın malı hep gözünün önünde
olmalı!

 

Çocukluğunu Özleyen Kavuk – Fıkrası

Bir gün hava çok sıcakmış. Hoca boncuk boncuk terliyormuş. Derken sokakta oynayan çocukları görmüş. Biraz serinlemek ve çocukları seyretmek için bir ağacın altına oturmuş. Cebinden mendilini
çıkararak terini silmiş. Kahkahalar atarak eğlenen çocukları izlemeye
dalmış…
Hoca, çocukları izlerken mahallenin en yaramaz çocuğu Ali, ağacın arkasından gizlice yaklaşmış ve Hoca’nın başındaki kavuğu kapmış.
Hoca ne olduğunu anlayamadan Ali, kavuğu arkadaşlarına götürmüş.
Çocuklar kavuğu birbirlerine atarak oynamaya başlamışlar. Hoca, kavuğunu geri almak için onlara doğru koşmuş. Çocuklar Hoca’nın geldiğini görünce dört bir yana dağılmışlar. Hoca, kavuğu
elinde tutan çocuğa yaklaşınca, çocuk kavuğu diğer
arkadaşına atıyormuş. Kavuk böylece sürekli el
değiştiriyormuş.
Hoca’nın oradan oraya koşturduğunu gören mahalleli, Hoca’ya yardım etmek istemiş ama hiçbiri çocukları yakalayamamış. Bu kovalamaca uzun süre devam etmiş. Hoca, nefes nefese kalmış, dizlerinin üstüne çökmüş. Bir süre dinlendikten sonra kavuksuz olarak eve dönmüş. Hanımı onu böyle görünce çok şaşırmış:
-Bey, sen kavuğunu hiç başından çıkarmazdın. Hayrola, bir şey mi oldu? Kavuğun nerede, diye sormuş.
Nasrettin Hoca gülümseyerek hanımına cevap vermiş:
-Sorma hanım, benim kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi komşu çocukları ile sokakta oyun oynuyor.

 

Yere Düşene Kadar – Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gün cuma hutbesini okuduktan sonra namazı kıldırmak için aşağı inerken birden ayağı kaymış ve paldır küldür yuvarlanmış aşağı.
Cemaat koşmuş yardımına hemen:
-Aman hocam merdivenden düşerken canınız çok yandı mı?
-Hayır, yere düşene kadar hiç canım yanmadı.

 

Döve Döve Helva Yedirmek – Fıkrası

Konya çarşısındaki helvacı dükkânlarının vitrinlerine iştahla bakan gariban adamın biri, bir dükkân sahibinden biraz helva sadaka olarak vermesini istemiş. Dükkâncı vermemiş. Garibanın canı da çok helva çekmiş. Dayanamayıp, dayak yemeyi de göze alarak başka bir helvacı dükkânına girmiş. Bir lenger helvayı önüne çekmiş ve hızla atıştırmaya başlamış.
Helvacı adamın üstüne yürümüş;
– Bre adam, sorup istemeden, parasını ödemeden böyle helva yenir mi? demişse de adamın aldırmayıp atıştırmayı sürdürdüğünü gören helvacı, adama sille tokat girişmiş.
Dükkânda tesadüfen bulunan Nasreddin Hoca müşterilere doğru dönüp:
-Şu Konyalı helvacılar ne iyi adamlar; parası olmayan garibana bile döve döve helva yediriyorlar, demiş.

 

Damdan Düşmüş Birini Getirin – Fıkrası

Nasreddin Hoca evinin damında biriken diz boyu karları sabah namazı sonrası kürümeye başlamış. Bir ara dengesini kaybederek damdan düşüp bayılmış.
Komşuları koşuşmuşlar.
Birisi: “Çabuk bir doktor çağıralım .”
Diğeri: “Aman bir kırıkçı bulalım.”
Öbürü: “Sırtlanıp doktora götürelim” derken, kargaşada ayılan Hoca, acıyan belini tutarak;
– Bırakın münakaşayı. Çabuk bana daha önce damdan düşmüş birini bulun, demiş.

 

Cimri Subaşı’ya Tazı Köpeği Fıkrası

Nasreddin Hoca cimri Subaşı’yı hiç sevmezmiş. Bir gün Subaşı Hoca’ya tazı ısmarlamış.
– Hoca efendi, senin tanıdığın çoktur. Bana bir tazı bul. Tavşan kulaklı, karınca belli olsun.
Bir kaç gün sonra Hoca, tombul bir sokak köpeğinin boynuna ip takıp Subaşı’ya götürmüş.
Subaşı kızmış :
– Hoca efendi, ben senden ince belli tazı istedim, sen kocaman tombul bir sokak köpeği getirdin! demiş.
– Merak buyurmayın demiş, Hoca. Nasıl olsa sizin yanınızda bir aya varmadan tazıya döner.

 

Yorgan Gidince Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıGecenin bir yarısında Hoca’nın evinin önünde iki kişi kavgaya tutuşunca Hoca meraklanmış. Karısının itirazını dinlemeden dışarı çıkmış. Üstüne de serinlikte üşümemek için yorganını almış.
Adamlara:
– Yahu durun, neden kavga ediyorsunuz? demeye fırsat kalmadan biri Hoca’nın sırtındaki yorganı kaptığı gibi kaçmış, öteki de başka bir yöne sıvışmış. Hoca eve eli boş dönmüş. Karısı sormuş:
– E Hocam kavgayı ayırabildin mi?
Hoca:
– Hayır hanım. Yorgan gitti, kavga bitti, demiş.

 

Nasrettin Hoca Böyle Atar Fıkrası

Kasabanın eşrafı ok atmaya giderken Nasreddin Hoca’yı da yanlarına almışlar. Sırasıyla herkes hedefe ok atmış. Kimi isabet ettirmiş, kimi ettirememiş. Sıra Hoca’ya gelince
– Haydi Hoca seni de görelim, demişler.

Hoca fırlatmış, ok hedefin çok uzağına düşmüş.
– İşte, demiş Hoca, Sekban başı böyle atar.
İkinci ok da hedefi vurmamış.
Hoca bu kez de:
– Bizim Subaşı da böyle atar, demiş.
Üçüncü ok hedefe tam isabet edince göğsünü kabartıp arkadaşlarına dönüp eklemiş:
– İşte Nasreddin de böyle atar.

 

Kırk Yaşındayım Fıkrası

Hoca’ya yaşını sormuşlar, “kırk yaşındayım” demiş. Aradan birkaç yıl geçmiş. Yine yaşı sorulunca aynı cevabı vermiş, “kırk yaşındayım” demiş.
– Nasıl olur Hoca efendi, demişler, yıllar önce sorduğumuzda da kırk demiştin.
Hoca gülümseyerek:
– Erkek olan sözünde durur! demiş.

 

Bakkal Borcu Fıkrası

Sözde, Nasreddin Hoca’yı topluluk içinde küçük düşüreceklerdi. Oldukça zengin birisi:
– Hoca Efendi, borcunuz var mı? diye sordu.
– Evet, bakkala biraz borcum var.
– Canım onu sormuyorum. Namaz borcun var mı?
Hoca kızar:
– Namaz borcunu bana Allah sorabilir.Size düşen bakkal borcunu sormaktır!

 

İki Kere Gelse Fıkrası

Sözde, Nasreddin Hoca’yı topluluk içinde küçük düşüreceklerdi. Oldukça zengin birisi:
– Hoca Efendi, borcunuz var mı? diye sordu.
– Evet, bakkala biraz borcum var.
– Canım onu sormuyorum. Namaz borcun var mı?
Hoca kızar:
– Namaz borcunu bana Allah sorabilir.Size düşen bakkal borcunu sormaktır!

 

Rüzgar Yiyorum Fıkrası

Nasreddin Hoca, çok rüzgârlı bir havada eşeğine binmiş giderken bir yandan da şekerli bulgur unu yemeye çalışıyormuş.
Fakat, bir türlü yiyemiyormuş.
Onu gören biri:
-Hocam, ne yiyorsun?
-Hiç demiş Nasreddin Hoca, böyle giderse sadece rüzgar yiyorum!

 

Çaylak Fıkrası

Hocaya sormuşlar:
– Hocam, bir rivayete göre Çaylak denilen hayvan altı ay erkek olurmuş, altı ay ise dişi; doğru mudur?
– Valla, demiş, bu suâle hakkıyla cevap verebilmek için bir yıl çaylak olmak gerek…

 

Evini Tarlaya Taşı Fıkrası

Adamın biri, Hoca’ya
– Evim hiç güneş görmüyor, diye yakınmış.
– Tarlan görüyor mu? demiş Hoca.
– Evet, cevabını alınca:
– Öyleyse, Allah’ın güneşinden sakınma, evini tarlaya taşı.

 

Bal ile Sirke Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca’ya;
– Hocam bal ile sirke uyuşmaz derler, derler.
– Nasıl uyuşmasın? der ve gider yarım okka bal yer yarım okka da sirke içer. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar.
– Bal ile sirke birbiri ile anlaşamadı değil mi Hocam?
Hoca hiç mertliği elden bırakmaz.
– Yoo, onlar anlaştılar anlaşmasına da şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar.

 

Ağzım Yırtılacaktı Fıkrası

Bir toplulukta gevezenin biri gecenin geç vaktine kadar, sözü hiç kimseye bırakmadan konuşmuş durmuş. Hoca onu dinlerken esneyip durmuş. Toplantı bitip ayrılırken geveze adam:
– Hocam hiç ağzını açmadın? demiş.
-Açmaz olur muyum? Az daha ağzım yırtılacaktı!

 

 Hediye Ayva Olsaydı Fıkrası

Nasreddin Hoca bir gün Timur’u ziyarete karar verir.
Giderken yanına hediye olarak bir sepet ayva alır.Fakat hoca yolda ayva yerine incirin daha iyi hediye olacağına karar verir ve dönüp ayvaları boşaltır onların yerine sepeti incir doldurur. Padişah Timur’a hocanın kendisine hediye getirdiği ve huzura kabul edilmesini istediği bildirilir. Hoca huzura alınır. Hediye olarak çok değerli taşlar, kumaşlar bekleyen padişah
incirleri görünce çok kızar ve incirleri tek tek hocanın kafasına vurur.Fakat hoca acıdan bağıracağına Allah’a şükreder. Şaşıran Padişah sebebini sorar:
Hoca :
-Padişahım ya ayvaları getirseydim halim ne olurdu der…

 

Nasreddin Hoca ve Papazlar Fıkrası

Dünyayı dolaşan üç bilgin papaz Akşehir’e de uğramışlar. Hocanın ününü duyunca kendisiyle tanışmak istemişler. Akşehir ileri gelenlerinin de katıldığı toplantıda Hoca, papazlarla tanıştırılmış. Yenilip içildikten, dereden tepeden konuşulduktan sonra, Papazlardan biri Hoca’ya sormuş:
– “Hoca Efendi, dünyanın ortası neresidir?”
Hoca otlayan eşeğini göstererek:
– “Eşeğimin şu anda sağ ön ayağının bastığı yerdir.”
– ” Nereden belli ?” demiş papaz.
– “İnanmıyorsanız ölçün !…” demiş Hoca.
İkinci papaz:
– “Peki Hoca efendi, gökte kaç yıldız vardır?” diye sormuş.
– “Gökte eşeğimin tüylerinin sayısı kadar yıldız vardır?” demiş Hoca.
– “Nasıl kanıtlarsınız ?” demişler.
– ” İnanmıyorsanız sayın” demiş Hoca.
Üçüncü papaz da :
– “Benim sakalımda kaç kıl var?” diye sorunca;
– “Eşeğimin kuyruğundaki tüyler kadar” diye cevap vermiş Hoca.
– “Nereden bildin” dediklerinde, Nasreddin Hoca sesini yükseltip ciddileşerek;
– “Ölçün dedim ölçmediniz. Sayın dedim saymadınız. Bir kıl bile fazla değil. Siz ise inanmıyorsunuz. Bunu doğrulayalım. Bir kıl eşeğin kuyruğundan bir kıl da papazın sakalından çekelim. Böylece yanılmadan eşitliği görürüz” deyince papazlar tartışmayı bırakıp gitmişler.

 

Hepsini Sen Yesene Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca, zengin, obur ve aç gözlü, bir Akşehirli ile beraber Konya’ya gidiyormuş. Yolda acıktıkça yanlarındaki azıklarını çıkarıp yemeğe oturuyorlarmış. Hoca daha bir iki lokma yemeden, adam azığın hepsini mîdesine bi güzel indiriyormuş. Adam yolda sürekli kazanmaktan, yemekten, içmekten bahsediyormuş.
Derken Konya’ya gelmişler. Ekmeklerini yeni pişirmiş, bir yandan fırından çıkaran, bir yandan da mis gibi kokan ekmekleri vitrinine dizen bir fırıncının önüne gelmişler. Birlikte fırıncı dükkanına girmişler.
Hoca, Fırıncıya ;
– “Bu ekmekler senin mi?” diye sormuş.
Fırıncı afallayıp, şaşkın şaşkın bakarak;
– “Evet benim” deyince Hoca cevabı yapıştırmış:
– “Bu kadar misk gibi kokan, kızarmış sıcak ekmeğin var da ne duruyorsun, hepsini sen yesene !…”

 

Dünyada Uyananların Hali Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca’ya rüyasında 999 altın vermişler. Hoca:
– Şunu bin altına tamamlayın da alayım, yoksa almıyorum, derken uyanıvermiş.
Bakmış ki ortada ne altınlar var ne de altını verenler.
– Bu ne iş Ya Rabbi ! demiş. Ahirette uyanan her şeyini önünde hazır bulacakken, Dünyada uyanan malının hepsini kaybediyor.

 

Pınarbaşında Uyumuştum Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkraları Nasreddin Hoca, Akşehir’den Konya’ya giderken yolunun üstündeki köyde bir köylüye misafir olmuş. Saat epey geçip yatma zamanı gelince adam;
– “Hoca efendi, uykusuz mu yoksa susuz musun?” diye sormuş.
Adamın yemekten söz etmediğini gören Hoca hiç bozuntuya vermeden;
– “Buraya gelirken pınar başında bir güzel uyumuştum” demiş.

 

Kayıp Anahtar Fıkrası

Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
-Anahtarı nerede düşürdün bey?
-Be kadın, nerede düşürdüğümü bilsem hiç arar mıyım?

 

Eşek de Okuma Öğrenir Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıAdamın biri korku belası, Timur’a iyi bakımlı bir eşek hediye etmiş. Etraftaki dalkavuklar eşeği öve öve bitirememiş, göklere çıkarmışlar.
Hoca’yı gözden düşürmek için fırsat kollayan bu dalkavuklardan biri hemen söze girmiş:
-Hükümdarım, bu eşek öylesine cins bir eşek ki, Hoca gibi ağzı öpülecek birinin eline geçse iyi yetiştirilirse alimallah okuma bile öğrenir.
Timur bu fırsatı kaçırmamış. Hoca’yı zor durumda bırakmak, biraz da eğlenmek için harekete geçmiş. Tutmuş, eşeğin yularını Hoca’nın eline vermiş.
-Eti senin, kemiği benim Hocam, oku, korkut, ne yaparsan yap adam et bunu!
Hoca da çaresiz eşeğin yularını tutmuş. Herkes merak içinde şaşkın bakarken, Hoca, evinin yolunu tutmuş. Eve varınca düşünüp taşınmış. Alaya alınmamak, ele güne rezil olmamak, yüzünü kızartmamak için bir çare aramış. Kendine göre bir yol da bulmuş. Kitapçıya gidip deriden bir kitap yaptırmış. Yapraklarının arasına arpa serpiştirmiş. Bu sırada eşeği de bir kaç gün aç bırakmış. Kitabı getirip aç eşeğin önüne koymuş. Kitabı yaprak yaprak açıp arpaları eşeğe yedirmiş.
Sabah bir akşam iki derken eşek alışmış buna. Artık kitabın yaprakları diliyle açmaya, arpaları dişiyle öğütmeye, kitabın sonunda arpa bulamayınca anırmaya başlamış.
Gel zaman git zaman; aradan tam bir ay geçmiş. Timur’un karşısına çıkma zamanı gelip çatmış. Hoca o günün akşamı eşeğe yem vermemiş. Ertesi sabah, eşeğe gümüş bir gem vurmuş. Eşekle birlikte imtihan yerine varmış. Timur’un karşısına çıkmış.
Hoca, saray avlusunun orta yerine bir masa istemiş. Getirdiği kitabı da üstüne koymuş. Dünden beri aç olan eşeği de çekmiş kitabın önüne. Eşek kitaba eğilmiş. Başını hiç kaldırmadan kitabın sayfalarını tek tek açıp çevirmiş, arada bir de zırlayıp durmuş. Kitabın bütün sayfalarını çevirme işi bitince anırmaya başlamış. Hoca:
“İşte gördünüz, eşek kitabın bütün sayfalarını çevire çevire okudu.
Görenlerin parmağı ağzında kalmış. Ama orada hazır bulunanlardan ve Hoca’yı çekemeyenlerden bazıları:
-Canım Hoca, demişler, okumasına diyecek yok da, ne okuduğu anlaşılmıyor, biz bu işten bir şey anlamadık!
O zaman Hoca:
-Tabi anlamazsın, o eşekçe okudu anlamak için eşek olmak gerek.
Orada bulunanların hepsi Timur da dahil dillerini yutup öylece kalakalmışlar.

 

Adam Olmak Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıHocaya bir gün:
-Adam olmanın yolu nedir? Diye sormuşlar.
Hoca şu cevabı vermiş:
-Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın
çaresine bakmalı!

 

Hepsini Fıkrası 

Nasreddin Hoca fıkralarıZengin bir adam Hoca’yla alay etmek için:
– Hocam sen bu kitapların hepsini okuyor musun gerçekten? der. Hoca:
– Senin kaç evin ve koyunun var? diye sorunca, adam:
– O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum. Deyince Hoca cevabı yapıştırır:
– Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların da hepsini yiyor musun?

 

Hoca ile Hakim Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıHoca, Sivrihisar’da hatip iken, Hakim ile kavga eder. Henüz olayın üstünden fazla zaman geçmemişken hakim döşeğinde ölümle
pençeleşmektedir. Hocaya:
– Gel, telkin ver, derler. O da:
– Başka bir hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!

 

Yarasa, Sahibine Yarardı Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıAt nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Hoca’ya sormuş:
– “Hocam, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?”
Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan hoca, bu sefer farklı bir yolla cevap vermiş:
– “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal
olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği
kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”

 

Nasrettin Hoca Alışverişte Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca bir gün çanta almak için pazara gider. Güzel bir çanta görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 liraya anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir çanta dikkatini çeker:

– Kaç lira şu çanta muhterem?
– 2 lira hocam.
– Aldım gitti diyen Hoca, elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:

– Hocam. Bu çanta 2 lira. Sen 1 lira verdin.

Hoca sinirlenir:
– Bre cahil adam! Sana önce 1 lira verdim. Sonra da 1 liralık çanta bıraktım! İkisi eder 2 lira. Daha benden neyin parasını istersin!

 

Dünya Serüveni Fıkrası 

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hocaya sormuşlar;
-İnsanlar ne zamana kadar böyle doğup yaşayıp sonrada göç edecekler?
-Cennetle cehennem doluncaya kadar, diye cevap vermiş Hoca.

Hocanın Vermek İstediği Nasihat: İnsanoğluna cennete veya cehenneme gitmesi hususunda tam bir özgürlük verilmiştir.
+Her ikisi de akıl sahipleriyle doldurulacak!
+Deliler cehennemden muaftır.

 

Keçiyi İçeri Al Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıBiri , Hocaya evinin darlığından, evindeki sıkıntıdan bahsederek çare söylemesini ister.
Hoca adamı sükûnetle dinler :
– ” Şimdi evine git. Keçiyi içeriye al” der.
Adam , ertesi gün yine Hoca’ya gelir.
– “Aman hocam keçiyi içeriye alınca sıkıntım azalacağına daha da arttı”.der.
Hoca Adamı gene sükûnetle dinler ;
– ” Şimdi evine git, tavukları da içeriye al” der.
Adam, ertesi gün yine Hoca’ya gelir.
– “Aman Hocam sıkıntım daha da arttı” der.
Hoca gayet soğukkanlı olarak:
– “Git ineğini de içeriye al” der.
Adam ertesi gün yine Hoca’ya gelir.
– “Aman Hocam, sıkıntıdan patlayacağım” der.
Hoca istifini bozmadan :
– “Bu akşam keçiyi evden çıkar” der.
Ertesi gün Hocaya tekrar gelir, biraz rahatladıklarını anlatır.
Hoca:
– ” Bu gece tavukları da evden çıkar” der.
Adam ertesi gün daha da rahatlamış olarak tekrar gelir.
Hoca :
– “Şimdi evine git, ineği de evden çıkar ve evini bir güzel temizle” der.
Adam denileni yapar ve çok rahatlamış bir şekilde, ertesi gün yine Hocayı ziyarete gelir.
Artık evi kendisine çok bol gelmektedir. Hocaya teşekkürlerini sunar.

 

Göklerdeki Yerine Gitti Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıBir gün Temelin oğlu olmuş. Nasreddin Hoca Temeli ziyarete gitmiş ve başlamış ağlamaya.Temel sormuş:
-Neden ağlıyorsun?
Nasreddin Hoca:
-Şimdi bu çocuk nasıl büyüyecek başına ne belalar gelecek bu yüzden ağlıyorum.
Temel:
-Aman be Hoca ağladığın şeye bak.
Aradan uzun zaman geçmiş ve Temelin oğlu ölmüş. Herkes ağlarken Nasreddin hoca gülmekten,mutluluktan bayılacakmış.Temel üzgün üzgün sormuş:
-Neden bu kadar mutlusun demiş.
Nasreddin hoca:
-Oğlunun başına bir dert gelmeden göklerdeki yerine gitti diye demiş.

 

Arşa Değerdi Fıkrası 

Nasreddin Hoca fıkralarıNasrettin Hoca vaaz verirmiş camide. Dinleyenlerden biri bir soru sormuş: “Bilmiyorum” demiş Hoca. Biri bir başka soru atmış ortaya. “Bunun da karşılığını bilmiyorum.” demiş Hocamız. Bir üçüncü soruyu da yanıtlayamamış. Cemaatten biri, “Peki hoca” demiş, “Hem sorduklarımızı bilemezsin hem de kalkar, o yüksek yere çıkarsın; oldu mu şimdi Hoca?” Hoca gülmüş: “Ben bildiklerimle orantılı olarak bu kadarcık yükseğe çıktım; bilmediklerim oranında yükselecek olsaydım, başım arşa değerdi.

 

Ağaçtan Düşen Gelsin Fıkrası 

Nasreddin Hoca fıkralarıNasrettin Hoca ,çıktığı ağaçtan düşmüş oflayıp puflamış.Yanına gelenler:
-Azıcık sabırlı ol Hoca! Sanki ne olmuş da bu kadar nazlanırsın.
Hoca:
-Siz hiç ağaçtan düştünüz mü?,diye sormuş.
Oradakiler bir ağızdan:
-Hayır,demişler
Hoca:
-Öyleyse siz gidin de ağaçtan düşen birisi gelsin benim yanıma.

 

Kavuk Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıBir gün Nasreddin hocaya bir mektup gelmiş. Mektup arapçaymış. Mektupu ez çevirmiş düz çevirmiş okuyamamış. Yoldan geçen birine sormuş:
– Yahu demiş, şu mektubu okusana.
Adamda okuyamamış. 3 kişiye daha sormuş onlarda okuyamamış. Daha sonra birine sormuş:
– Ne yazıyor burda?
Adamda bilememiş. Hocaya demiş ki:
– Yaşından başından utan çok bilirim diye kavukla gezersin sonrada bir mektup bile okuyamazsın yuh sana. Hocada sinirlenmiş:
– Çok biliyorsan al bu kavuğu tak kafana hoca ol sen oku bakalım.

 

O Dua Sende Bu Akıl Bende Varken Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıHoca bir gece, tam uyumak üzereymiş ki, damda bir hırsızın gezindiğini duymuş. Hemen hanımını uyandırmış. Yüksek sesle:
-Hanım, geçen gece eve geldiğim zaman sen derin bir uykudaydın. Benim geldiğimi duymadın. Ben de kapıyı bir müddet çaldım. Seni uyandıramayacağımı anlayınca içimden bir dua okudum. Ayın ışığına da tutunup evden içeri girdim. Hatırladın değil mi?
Hanımı, Hoca’ya hangi duayı okuduğunu sormuş, Hoca da söylemiş.
Bu sırada hırsız da bacadan içerisini dinlemekteymiş. Hoca’nın okuduğu duayı ezberleyip tekrarlamış.
Ardından da ayı ışığına tutunup içeri girmeye çalışmış. Derken palas pandıras damdan aşağı yuvarlanmış.
Hoca, gürültüyü duyunca karısına:
-Çabuk bir mum getir. Hırsızı yakalayalım.
Vücudu hurda haline gelen hırsız, Hoca’nın bu sözlerini duymuş. Yattığı yerden:
-Hoca efendi, hiç acele etme! O dua sende, bu akıl da bende varken, ben buradan öyle kolay kolay kalkıp da bir yere gidemem. 🙂

 

Ördek Çorbası Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkraları Nasreddin Hoca erkenden yola koyulmuş. Akşam hava kararmadan gideceği köye varmak için acele ediyormuş. Öğle vaktine yaklaşırken, bir pınarın başında durup, hem namazını kılmak hem de kuru peksimetten ibaret olan azığını yemek istemiş.
Pınara yaklaşırken, yaban ördeklerinin suda oynaştıklarını görünce, “Şunlardan bir tanesini yakalayıp kızartıp yesem ne güzel olurdu diye düşünmüş.” Sessizce ördeklere yaklaşmaya çalışırken, ördekler Hoca’yı fark edince uçup gitmişler.
Hoca pınarın başına oturmuş, çantasından peksimetini çıkarmış, suya batıra batıra yemeye başlamış. Oradan geçen bir yolcu :
– “Afiyet olsun Hocam, ne yiyorsun ?” demiş.
Hoca, peksimetini suya bandırırken :
– “Ördek çorbası” demiş.

 

İkinizin Arasında Gidiyorum Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkraları Nasreddin Hoca bir kadı ile bir tüccara yoldaş olmuş. Ortada Hoca, sağında kadı efendi, solunda tüccar efendi, hem konuşuyorlar hem de yürüyorlarmış. Hoca efendi yeri geldikçe yol arkadaşlarının yaşamları ve ibadetlerindeki gevşeklikleri konusunda söz dokundururmuş.
Makamına güvenip , kendini çok büyük bir adam sanan kadı efendi , Hoca’ya:
– Sana da lâf yetişmez ki, demiş, istersen öyle kurnaz kesilirsin ki, en yaman muzırları bile geride bırakırsın. İstersen yaban öküzünden daha şaşkın görünürsün.”
– “Yok canım, fazla abartıyorsun, bak ben haddimi nasıl biliyor, muzırla yaban öküzünün arasında gidiyorum.” demiş.

 

O Zamanda Ben Bulunmadım Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkraları Nasreddin Hoca, işlerinin çokluğu, dünya telâşeleri, hastalık, sağlık vs gibi çeşitli bahanelerle ibadetten birçok zaman kaytaran birileri ile sohbet ediyormuş. Mazeretleri de bir sürü tabii. Bir ara söz yemekten, içmekten açılmış.
– “Bugünlerde canım bir helva yemek istiyor ki!… Bir türlü pişirip de yiyemedik” demiş, Nasreddin Hoca.
– “O kadar zor bir şey mi helva pişirmek, a Hoca” demişler.
– “Ne yapalım” demiş Hoca. “Şeker ve un bulundu, tere yağı bulunmadı. Tere yağ ve şeker bulundu, un bulunmadı. Un ve tere yağ bulundu şeker bulunmadı.”
– “Hiç bir araya getiremedin mi bunları?” demişler.
– “Hepsinin bir araya geldiği de oldu,” demiş Hoca. “Amma o zaman da ben bulunmadım.”

 

Ne Ekersen Onu Biçersin Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkraları Nasreddin Hoca , yeni öğrencilerine [mollalarına] dünya ve ahireti genel anlamı ile anlatmaya, kavratmaya çalışmış.
“Ahiret hayatımızın tarlası dünya hayatımızdır. Burada kazanırken usulüne uyarsak orada da biriktirmiş oluruz. Herkes önceden, buradan ne gönderdi ise orada karşılığını bulur. Hiç bir işimiz, amelimiz karşılıksız kalmaz vs.” diye anlatmış.
Bakmış mollalarda gevşeklik ve uyku hali var. Vakitte öğle yemeği vakti :
– “Haydi çocuklar, ders tamam. Namazımızı kılar kılmaz hep beraber bizim eve etli pilav ve yoğurt yemeye gidelim” demiş.
Hocanın evine gelmiş, salona doluşmuşlar. Hoca içeriye, Karısına seslenmiş;
– “Hatun hep beraber etli pilav ve yoğurt yemeye geldik.”
İçerden Karısı :
– “Aman efendi, Evde o kadar ne pirinç, ne et, ne yağ ne de yoğurt var. Hatta o kadar yemeği bırak size sunmayı pişirebilmek için odun bile yok.” diye seslenmiş.
Hoca içeri gitmiş. Eline koca bir kazan, bir kepçe, koca bir tepsi, büyük bir yoğurt bakracı ve bir sürü kaşık alarak salona gelmiş.
– “Kusura bakmayın çocuklar” demiş. “Evde yeteri kadar et, pirinç , yağ, süt ve odun getirebilmiş olsaydım, şu koca kazanla pişirip , bunlarla da sizlere ikram edebilecektim…”

 

Ağaçtan Öte Bir Yol Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıMahallenin çocukları Nasreddin Hoca’ya muzip bir şaka yapmak istemişler. Plânlarını kurmuşlar. “Hoca’yı ağaca çıkaralım. Ayakkabılarını alıp uzaklaşarak biraz şaka yapalım, hem güler eğleniriz” diye düşünmüşler. Hoca’nın yoldan geçeceği saatlerde, uçurtmalarını büyükçe bir ağaca taktırmışlar. Hoca’yı beklemeye başlamışlar. Hoca oradan geçerken de hemen etrafını sarmışlar :
– “Hocam uçurtmamız ağaca takıldı. Biz çıkıp kutraramadık. Bize yardımcı olur musunuz?” demişler.
– “Hay hay” demiş Hoca. Ayakkabılarını çıkarıp sırt çantasına yerleştirmeye başlamış.
Çocuklar :
– “Hoca efendi onları niye yanına alıyorsun? Ağaçta pabuçları ne yapacaksın ?” demişler.
– “Belli olmaz ki evlâtlarım” demiş Hoca; “Bu iyiliğime karşı Rabbim, belki bana ağaçtan öteye bir yol ikram eder.”

 

Devenin Kanadı Olsa Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıBir gün Nasreddin Hoca caminin kürsüsünde vaaz verirken ;
– “Ey cemaat, şükredin ki Allah develerinize kanat vermedi” demiş.
Cemaat duraklamış, develerimizin kanatları olsa ne güzel uçardık, ne hızlı giderdik, acaba Hocamız ne demek istiyor” diye düşünürlerken cemaatten biri:
– “İyi olmaz mıydı ama Hocam ?” diye sorunca;
– “Kanatları olsa develeriniz damlarınıza konarlardı, damlarınız da başlarınıza yıkılırdı” demiş Hoca.

 

Kazma Kılıfı Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıKöylülerden biri Konya’da ayakkabıcılar çarşısına gitmiş. Vitrinlere bakınırken çizmeler dikkatini çekmiş. Hayatında ilk defa gördüğü bu çizmeler çok hoşuna gitmiş. Bir çizme alıp ayağına giymiş, köyüne gelmiş. Ayağındaki çizmeleri gösterip Nasreddin Hoca’ya sormuş;
– “Bu nedir ?”
– “Ne var bunu bilmeyecek” demiş Hoca, “Kazma kılıfıdır.”

 

İp Olur Fıkrası 

Nasreddin Hoca fıkralarıKöylüler EYYÛB ismini, Eyip, İyip, iyp gibi bozuk şekilde telâffuz ediyorlarmış, hatta bazıları hiç söyleyemiyormuş.
Bir gün Nasreddin Hoca vaazında:
– “Ey Müslümanlar! Oğlunuz olursa adını sakın Eyyûb koymayın. Halkın dilinde çokça söylene söylene, incele incele İp olur” demiş.

 

Enini Boyuna Uyduracaktı Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkraları Nasreddin Hoca’nın memleketi olan Akşehir’e gelen bir İranlı, sürekli palavra atarmış. Bir gün:
– “Bizim Isfahan’da Şahın iki yüz odalı, beş bin arşın boyunda sarayları var.” diye söze başlamış, attıkça atmış.
Dinleyenlerden biri de karşılık vermek istemiş.
– “Bizim başkentimiz Bursa’da daha da büyük saraylar var. Hele bir de kaplıca yapıldı ki, görmelisin boyu beş bin arşın…”
Tam o sırada başka bir İranlı içeri girip ;
– “Bursa’dan gelirem…” diye söze başlayınca :
– “Eni de elli arşın” deyivermiş.
– “Nasıl olur” diye karşı çıkmış İranlı, “eni boyuna uymadı.”
Konuşmaları dinlemekte olan Nasreddin Hoca :
– “Şu adam Bursa’dan gelmiş olmasaydı, bu adam kaplıcanın enini boyuna bir güzel uyduracaktı” demiş.

 
Boğazından Yakalayacağım Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca dereden su almak için testisini daldırdığı sırada testi elinden kayıp gitmiş ve derin suyun dibini boylamış. Hoca yerinden kımıldamadan bir an öylece kalakalmış.
Oradan geçen bir tanıdığı sormuş:
– “Ne bekliyorsun Hoca ?”
– “Testi suya daldı da” demiş Hoca, “çıkınca
boğazından yakalayacağım.”

 

Üç Yüz Değnek Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıKolluk kuvvetleri sarhoş bir askeri Hükümdar’ın huzuruna getirip sormuşlar;
– “Bu sarhoş askere ceza olarak ne emredersiniz?”
Hükümdar kükremiş,
– “Sertçe üç yüz değnek vurun!”
Hükümdarı ziyaret etmekte olan Nasreddin Hoca, cezayı duyunca kendini tutamamış kahkahalarla gülmeye başlamış.
– “Ne gülüyorsun?” diye bağırmış hükümdar.
– “Hünkârım, ya siz sayı saymasını bilmiyorsunuz, ya da hiç sopa yememişsiniz” demiş Hoca.

 

Kül Pidesi Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca konuk olduğu evde gece yatısına kalmış. Ev sahibi, bir şerbet sunduktan biraz da sohbet ettikten sonra bir odada hazırlanan güzel bir yün yer yatağını göstermiş. Karnı aç olan Hoca;
– “Sağ olun , amma biz böyle mükemmel yataklarda yatmaya alışmasaydık. Bunun yerine bir kül pidesi verseydiniz, yarısını yatak yapıp yatsam, yarısını da üstüme örtüp mışıl mışıl uyusaydım” demiş.

 

Buz Gibi Hoşaf Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıSıcak bir yaz günü Nasreddin Hoca’yı iftara çağırmışlar. Ortaya önce bir tencere soğuk hoşaf gelmiş. Muzip ev sahibi eline bir kepçe almış, misafirlere ise birer tatlı kaşığı vermiş.
Ev sahibi kepçeyle her hoşaf içişinde :
– “Oohhh , öldüüümm” diyormuş.
Hoca ile öteki davetliler ellerindeki küçücük tatlı kaşıklarıyla hoşafı içmeye çalışıyorlar, ama ne hoşafın tadını alıyorlar, ne de susuzluklarını giderebiliyorlarmış. Ortadaki hoşaf tenceresi de bitmek üzere:
Hoca dayanamayıp ev sahibine seslenmiş;
– “Efendi” demiş. “Senin devamlı ölüp ölüp dirilmen bizleri çok üzüyor. Şu kepçeyi ver de senin yerine biraz da biz ölelim!…”

 

Hayalimin Kokusu Fıkrası

Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca’nın canı bol naneli, yoğurtlu çorba istemiş. Şimdi sofraya gelse de kaşıklasam diye düşünürken kapı çalınmış.
Komşunun çocuğu elinde kâseyle gelip :
– “Babamın selâmı var. Sizden biraz nâneli, yoğurtlu çorba istedi” demiş.
Hoca gülümseyerek:
– “İşe bak!” demiş. “Bizim komşular hayalimin de kokusunu alıyorlar!”

 

 

Hakkında admin

Buna Baktın mı?

Mencius ve Felsefesi

Mencius ve Felsefesi

Mencius MÖ 372-289 yılları arasında bugünkü Shandong Eyaleti sınırları içerisinde yer alan Zou bölgesinde yaşadı.Babasını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.