Yeni Konular
Anasayfa / Eğitim - Bilgi / Biyografiler - Ünlüler / Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Dönemin Siyasi Olayları

Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Dönemin Siyasi Olayları

d56c4f2f37145d7dd95210736e510041ULU HAKAN MI ? KIZIL SULTAN MI ?

SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN VE DÖNEMİN SİYASİ OLAYLARI

SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN

Sultan Abdülhamid Düşmanlığı

Sultan Abdülhamit Han’ın devleti nasıl buhranlı bir devirde teslim aldığı ve kendisinden sonra devletin dokuz senede ne derecede dağıldığı ve hatta ana-vatan Anadolu’nun bile istila edildiği göz önüne getirilirse tarih ilminin bu padişah hakkında vereceği şaşmaz hüküm onun lehinde olacak ve tenkitler teferruata inhisar edecektir.

Sultan Abdülhamid devri tarihimizin ne kadar girift bir safhasını teşkil ederse onun şahsiyeti etrafında ileri sürülen görüşler de o derece birbirine aykırı, hissi ve maksatlı olmuştur. Bunun bir sebebi devlet üzerinde çarpışan milletler arası menfaat ve ihtirasların meydana getirdiği dehşetli propaganda ile diğeri de Tanzimat’tan sonraki Türk tarihinin henüz ilmi ve tarafsız bir şekilde yazılmamış olmasıdır.

Neşredilen hatıralar ve basılan kitaplar da değişen devrin havasından ve eksilmeyen propagandaların tesirinden kurtulamamıştır.

Osmanlı Devleti’ne göz diken emperyalist devletlerin emelleri, onu içten kemiren çeşitli kavimlerin yıkıcı faaliyetleri, Türk-İslam düşmanlığı ve nihayet Siyonistlerin Filistin’de yurt kurma gayeleri bütün menfi kuvvetleri birleştirmiş ve Sultan Abdülhamid’i de müthiş bir propagandanın hedef ve mihrakı yapmıştır.

Sultan Abdülhamid’e karşı yöneltilen yalan ve iftiralar bazen o derece gülünç ve mütenakız idi ki küçük bir mantıki muhakeme veya kalem darbesi ile bunları iflasa mahkûm etmek mümkün idi.

Gerçekten ilmi araştırmaların henüz kifayetsizliğine rağmen bugün hakikatler öyle anlaşılmış ve durum o derece berraklaşmıştır ki artık eski yalan ve iftiralara hala itibar edenler kalmışsa bunların akıllarından, gafletlerinden, niyet ve ideolojilerinden şüphe etmemek imkansızdır.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Filistin’de Toprak Satışını Yasaklaması

“Ben bir karış toprak bile olsa satmam. Zira bu vatan buna ait değil,milletime aittir.Benim milletim bu toprakları savaşta kanlarını dökerek kazanmışlar,onu kanları ile verimli kılmışlardır.Bu toprak bizden sökülüp alınmadan evvel ,biz onu tekrar kanlarımız ile sularız.Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehid düşmüşlerdir.Onlardan bir tanesi dahi dönmemek üzere muharebe meydanlarında canlarını vermişlerdir” (Sultan İkinci Abdülhamid Han)         Özcan F.KOÇOĞLU

Hile ile Filistin’e Yerleşmeleri

Bu sırada Said Paşa’nın bir gafleti neticesinde Filistin’de arazi ve mülk satın alanların hepsinin Siyonist olmadığı ve son günlerini ibadetle geçirmek isteyen bazı Musevilerin de burada toprak satın almalarına mani olmanın haksızlık olduğunu beyan ile 1893 ilkbaharına kadar Filistin’de kanuni yollarla toprak satın almış olanların Siyonizm ile münasebetlerinin olmadığına dair konsolosluklarından aldıkları belgeye göre tapuları verilmiştir. Osmanlı Devleti bu kararla 1893’e kadar Siyonistlerin gayr-ı resmi yollardan almış oldukları toprakları da tasdik etmiş olma durumuna düşmüştür.

Yahudiler Filistin’e kanuni olarak yerleşmenin mümkün olmadığını anlayınca artık hileli yollara başvurmaya başlamışlardır.

Filistin’e Yerleşmek İçin Sultanın Tahtından İnmesi Lazım

21 Kasım 1900 tarihinde de Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerini önleyici bir tedbir olarak “Mukaddes Topraklara Duhuliye Şartları” adı altında yeni tedbirler getirilmiştir. Bu şartlara göre, Filistin’i ziyaret edecek her Yahudi, üzerinde mesleği, milliyeti ve ziyaret sebebi yazılı bir tezkere veya pasaporta sahip olacaktır. Yahudilerin elindeki bu tezkere Filistin’e ulaşınca salahiyetli makamlarca alınıp kaydedilecek, otuz günlük sürenin dolmasından sonra ise sınır dışı edileceklerdi.

SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN DİYOR Kİ

“Yahudiler ise, kadim mefkürelerine merbut olarak, Arz-ı mev’udu, kendilerine dini kanaatlerine göre vaad edilmiş topraklar da bizim müesses müstakil İsrail devleti hasreti içindedirler.Bu topraklar da bizim Kudüs Sacağı’mızın hudutları içindedir.Bu beldedeki, Hazine-i Hassa’ya ait Çiftlikat-ı Hümayunlar’ıevvela satın almak, daha sonra da doksan dokuz sene müddetle kiralamak teklifinde bulunmuşlardır.Görülüyor ki , bir devletin tebaası veya halkı olmak kafi gelmiyor.Kanun önünde müsavat temin etmek de gayeyi temine bazen yetmiyor.”

Yabancılara Toprak Satışına Dikkat !

Sultan İkinci Abdülhamid zamanında, Filistin’de yabancıların toprak alım ve satımına çok dikkat edilmiştir. Nablus sancağı tabi Kefersaya köyünde arazi satın almış olan Fransa tebaasında Nersis Natanel’e geçici senet verilmiştir. Çünkü yapılan incelemelerde aldığı araziye Museyi iskan edeceği anlaşıldığından asıl senet verilmemiştir.Daha sonrada Nersis Natanel’in vekili araziye ağaç ekme izni istemiştir.Müracaatı değerlendiren Meclis-i Vükela,21 Nisan 1908’de aldığı kararda araziyi işlemek açısından asıl senet ile geçici senet arasında bir fark olmadığını belirtmiş ama araziye, Yahudi göçmenlerin yerleştirilmesine kesinlikle müsaade edilmesini istemiştir.

Petrol Araştırmaları

Paul Graskofp’un, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a sunduğu harita ve raporunda Bitlis Suyu denilen çayın kıyısı boyunca mühim petrol yatakları yer alıyor. Doğu Anadolu’nun bir kısmını ve Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamına yakınını kaplayan haritada Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı etrafı, Sinan, Batman Çayı etrafı, Dicle civarı, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Habur, Fındık, Cizre ve Hakkari mühim petrol kaynaklarının bulunduğu bölgelerdir.Paul Graskofp daha sonra raporunu değerlendirme kısmına şunları ekliyor: “Bu bölge iyi bir şekilde değerlendirilirse,gelecekte Dünyanın en mühim merkezlerinden biri olacaktır.”

Petrol Mücadelesi Başlıyor…

Sultan ikinci Abdülhamid Han’a önce İngiltere büyükelçisi gelir. Osmanlı topraklarında arkeolojik kazılar yapacak ilim adamları için izin ister. Sultan, izni verir ama  istihbarat elemanlarını da ardından yollar. Kısa bir süre sonra İngiltere büyükelçisi tekrar gelir. Bu sefer beraberinde, kabzası değerli taşlarla süslü, ucu kırık eski bir kılıç getirir.Arkeolojik kazıda buldukları bu eseri padişaha sunar.Sultan,kazılarda işçi olarak çalışıp, kendisi için istihbarat toplayan hafiyelerden böyle bir eserin çıkarıldığına dair rapor almamıştır.Bilgi teyit ettirilir.Yapılan kazılarda böyle bir esere rastlanmamıştır.Kazıda bulduğu iddia edilen kılıç kapalı çarşıda işten anlayan esnafa götürülür.Kılıç eski değil eskitilmiştir.Aslında İngilizlerin aradığında eser değil, petroldür.

 

Sıra Abdülhamid Han’da

On dokuzuncu asrın son çeyreğine gelindiğinde yabancı devletler Osmanlı  Devleti’nin  iç işlerine istedikleri gibi müdahale edebiliyorlardı. Ayrıca kapitülasyonlar  yüzünden yabancılar Osmanlı Devleti içinde imtiyazlı hale gelmişler ve Osmanlı Devleti içinde toprak satın alabilme hakkına da sahip olmuşlardır.İstedikleri  taktirde  değerinin  katbekat fazlasını ödeyerek bu petrol gölcüklerinin bulunduğu arazilerden satın alabilirlerdir.

Sultan Abdülhamid Han’ın Tahttan İndirilmesiyle Gelen Son

Sultan ikinci Abdülhamid Han 1909’da, hem de ona ihtiyacın en çok olduğu bir zamanda tahttan indirildi. Ondan soran Devletin başına geçenler, diğer meselelere olduğu gibi Musul ve Bağdat petrollerine de gerekli alakayı göstermediler. Abdülhamid Han’ın Hazine-i Hassa’ya geçirerek şahsi mülk haline getirdiği ve bu sayede koruma altını  aldığı petrol arazilerini tam tersine uyguladılar;  bu arazileri, Hazine-i  Hassa’dan maliye hazinesine geçirdiler.Zaten Sultan Abdülhamid Han tahtan indirilmişti,şimdi ise petrollerimiz sahipsiz ve korumasız kalmıştı.Sonrası ise malum…

Uzakdoğu’da Sultan İkinci Abdülhamid Han Adına Okundan Hutbe

Osmanlı coğrafyasına çok uzak olan bölgeler de sömürgeci güçler karşısında himaye edilmeyi isteyen Cava, Açe, Batav’ya gibi İslam devletlerinde de hutbe Osmanlı Sultanı Abdülhamid Han-ı Sani ‘nin ismini okumuşlardır.

Lügatte bir cemaate yapılan tesirli konuşma manasına gelen hutbe, ıstılahta Cuma ve Bayram namazları başta olmak üzer dini ibadetlerin icrası esnasında yapılan vaaz ve nasihati ifade eder. Siyasi cihetten ise hakimiyet ve hükümdarlığın alametlerinden biri olarak ehemmiyet kazanmıştır. Tarihi hadiselerin teyit ettiği gibi adına hutbe okunması, halife ile sultan veya eyalet valileri ile mahalli hanedanlar arasında güç dengesini göstermesi bakımından da ehemmiyet arz eder. Ayrıca istiklalini ilan ederlerin ilk icraatlarından birisi de adlarına hutbe okutmalarıdır.

Osman Gazi, 1291 tarihinde Karacahisar’ı fethedip şehirdeki kiliseyi camiye çevirdiğinde, ulamadan Dursun Fakih hutbede ilk defa Abbasi halifesinin yanında Osman Gazinin ismini de zikretmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı Fethiyle’de halifelik Osmanlıya geçmiş ve hutbelerde padişahların isimlerinin yanında halife unvanı da yer almıştır.

Hakkında admin

Buna Baktın mı?

Mencius ve Felsefesi

Mencius ve Felsefesi

Mencius MÖ 372-289 yılları arasında bugünkü Shandong Eyaleti sınırları içerisinde yer alan Zou bölgesinde yaşadı.Babasını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.